Nasrettin Hoca Fıkralarından Örnekler
Zamirler Konu Testi - 2 (6. Sınıf)
Tanzimat Edebiyatında Roman
Paragraf Konu Testi - 2 (8. Sınıf)
| Tiyatro ve Türk Edebiyatında Tiyatro |
|
Tiyatro, dinsel törenlerden doğmuştur. Daha sonra dinden bağımsızlaşarak bir sanat haline gelmiştir. Tiyatronun ortaya çıkışında, insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak canlandırma çabaları yatar. Tiyatro eserleri genellikle, sahnede oynanmak üzere yazılır, ancak oynanmak için değil de okunmak için yazılan tiyatro eserleri de vardır. Tiyatrolarda bir öykü, sahne olarak ayrılmış yerlerde oyuncuların söz ve hareketleriyle canlandırılır. Tiyatro eseri, seyirciye ders vermek, onu düşündürmek, onu yorum yapmaya yönlendirmek amacını taşır. Bu bakımdan pek çok sanatçı tiyatroyu okul olarak görmüş ve tiyatro aracılığıyla halkı eğitmeyi amaçlamıştır.
NOT: Tiyatronun diğer türlerden farkı: “Görme” ve “işitme” öğeleri üzerine kurulan tiyatroda sözler ve davranışlar birbirini tamamlar, bir bütünlük oluşturur. Tiyatronun gözler önünde ve canlı olarak seyircilerin fiziksel duyularına hitap etmesi onu diğer yazı türlerinden ayırır. Çünkü tiyatro bu özelliğiyle diğer yazı türlerinden farklı olarak somut bir nitelik taşır. Bu yönüyle tiyatro hayata en yakın, en canlı edebî türdür. Tiyatro, diğer edebî türlerden farklı olarak resim, müzik, dekorasyon heykeltıraşlık ve mimarlık gibi güzel sanatlardan çokça yararlanır. Tiyatronun diğer farkı da seyirciye hitap etmesidir. TİYATRONUN ÖĞELERİ “Yazar”, “eser”, “oyun” ve “seyirci” unsurlarından oluşan tiyatrolar çoğu zaman yazılı bir metne dayanır. Bu metne “senaryo” denir. Tiyatro sadece edebiyatla ilgili bir tür değildir. Tiyatro edebiyatın yanı sıra oyunculuk, sahne düzeni, dekor, kostüm, aydınlatma, müzik ve dans gibi öğeleri de içerir. Tiyatronun oluşmasında eser (senaryo), oyuncular, sahne ve seyirci unsurları her zaman dikkate alınır. Bütün bunlara rağmen tiyatronun temel öğeleri “olay, kişiler, yer ve zamandır. a- Oyun (piyes, tiyatro eseri): Sahnede oynanmak üzere yazılmış eserlerdir. Tiyatro eserleri olayları oluş halinde yansıtır. Olaylar yazarın ağzından anlatılmaz. Eserin kişileri tarafından doğrudan doğruya canlandırılır. b- Olay: Tiyatro eserinin konusunu olay oluşturur. Sahnede oyunu sergileyen kişiler arasındaki çatışmalar, anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar olayı veya olayları doğurur. Olay genelde insanla insan, insanla hayvan, insanla doğa, insanla doğaüstü varlıklar arasındaki çatışmadan, mücadeleden doğar. Tiyatro eserindeki olayların gelişimi perde ve sahneyi meydana getirir. Olay, çoğunlukla gerçek yaşamdan alınır ya da gerçeğe uygun olur. Tiyatro eserinde olayların hareket halinde sergilenmesine “aksiyon (eylem)” denir.
c- Kişiler: Tiyatro eserini sahnede canlandıran kişilerdir. Bunlara “oyuncu” denir. Tiyatro eserinde kişiler eylem içinde veri-lir. Kişiler aralarında çatışma bulunan varlıklardır. Kişiler temsil ettikleri karaktere uygun eylemler sergiler. Oyun kişisi ya insanın ortak ve genel özelliklerini simgeleyebilecek biçimde “tip” olarak ele alınır ya da insanın kişisel özelliklerini yansıtacak biçimde “karakter” olarak işlenir.
d- Sahne: Tiyatroda oyunun, oynandığı olayın geçtiği yerdir. Sahne seyircilerin kolayca görebileceği yüksekliktedir. Sahne; müzik, uyum gibi her türlü gösteriye uygun tasarımdadır.
e- Yer ve zaman: Sahnede canlandırılan olay hangi zaman diliminde ve nasıl bir yerde geçiyorsa, o dönemin ve o yerin o zamanki görünümü ve biçimi, özellikleri sahnede aynen canlandırılarak verilir.
f. Seyirci: Tiyatro izleyicisine “seyirci” denir. Tiyatroyu diğer türlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de seyircidir. Seyirci olmadan tiyatro olmaz. TİYATRO BİÇİMLERİ Tiyatro türünün başlıca biçimleri şunlardır: a) Benzetmeci Tiyatro: Sahnede gösterilenlerin gerçek yaşamdan farklı olmadığını anlatan tiyatro eserleri, benzetmeci tiyatronun örnekleridir. Bu tür tiyatronun amacı, seyircileri sahnede gördüklerinin bir oyun olmadığı, yaşamlarından bir kesit olduğu düşüncesine götürmektir. Benzetmeci tiyatro, seyirciyi böylece yanıltmak ister. Oyuncular, sahnede rol yaparken sanki hiç seyirci yokmuş gibi davranırlar. Oyunun bitiminde de ortada gözükmeyerek seyircide uyandırdıkları etkinin sürüp gitmesini düşünürler.
b) Göstermeci Tiyatro: Bu tiyatro biçimi benzetmeci tiyatroya karşıt bir anlayışla geliştirilmiştir. Göstermeci tiyatroda sahnede gösterilenlere aldanmamak gerektiği, bunun bir oyundan ibaret olduğu vurgulanır. Sahne ile seyirci arasında yakın bir diyalog vardır. Oyuncular zaman zaman seyircilere seslenirler ve sahnede gösterilenlerin bir oyundan ibaret olduğunu hatırlatırlar. Türk halk tiyatrosundaki ortaoyunu, göstermeci tiyatronun tipik bir örneğidir.
c) Epik Tiyatro: Ünlü Alman oyun yazarı Bertold Brecht tarafından ortaya konulan epik tiyatro, göstermeci tiyatronun geliştirilmiş biçimidir. Bu tür tiyatroda amaç, seyirciyi sahneye iyice yabancılaştırmaktır. Oyundaki olaylar arasında bir bütünlük yoktur.
Olaylar, durumlar parça parça verilir; arada bir şarkılar, türküler söylenir, anlatıcılar devreye girer. Seyirci tam bir gözlemci olarak kalır. Acı duymak, sevinmek, coşkulanmak yerine durumlar üzerinde düşünür; kendisini ve olayları nasıl değiştirebileceğini anlamaya çalışır.
Brecht'in "halkçı tiyatro" adını verdiği epik tiyatro, sahneyi bir ideolojinin propaganda aracı olarak kullanır; seyircilerin kalbine değil, kafasına seslenir. Bizde, Haldun Taner'in "Keşanlı Ali Destanı" adlı oyunu ilk epik tiyatro denemesidir. TİYATRO TÜRLERİ Tiyatro için, konusuna ve sahnede sunuluş biçimine göre trajedi, komedi, dram, monolog ve müzikli tiyatrolar (opera, operet, opera komik, vodvil, bale) gibi özel adlandırmalar da kullanılır. Burada, aslında çağdaş tiyatro konu edilmektedir.
I- Klasik Tiyatro Klasik Tiyatro Türleri 1- TRAJEDİ (TRAGEDYA) Yaşamın acıklı yönlerini, kendine özgü kurallarla, sahnede yansıtmak; ahlak, erdem örneği göstermek için yazılmış manzum (şiir şeklinde olan) tiyatro eserine“trajedi (tragedya)” denir. Antik (eski) Yunan’da Bağ Bozumu Tanrısı “Dionysos” adına yapılan törenlerde temsiller önceleri korolar tarafından verilmiştir. Korodaki kişiler değişik hayvanların maskeleriyle sahneye çıkıyorlardı. Bu maskeli oyunculara “satir” deniyordu. Koro oyuncuları, tanrı Dionysos’un muhafızları olan keçi ayaklı satirlerin kılığına girmek için teke derileri giyiyorlardı. “Trogoi” denilen bu deriler yüzünden bu oyun türüne “keçi şarkısı” anlamına gelen “tragedia” adı verilmiştir.
Daha sonra “Thespis (Tespis, MÖ. 6. yüzyıl)” adındaki bir kişi, koronun karşısına bir aktör çıkarmıştır. Böylece monolog halindeki törenler söyleşmeli tiyatrolar haline gelmiştir. Bu oyunlarda zamanla oyuncu sayısı artmıştır. Bu oyunlarda başka tanrıların da hayatları ve maceraları temsil edilmeye başlanmıştır.
Yunan trajedileri, 15–20 bin kişilik büyük tiyatro binalarında temsil edilirdi. Bu trajediler bugünkü literatürde perdenin karşılığı olan “epizot” adı verilen bölümlere ayrılırdı.
Epizotların değişmesi koronun araya girerek şarkı söylemesiyle belli edilirdi. Uzun süren temsiller aralıksız olurdu. Oyuncular seyirciler tarafından kolay fark edilmek için ön ve arka yüzüne biri ağlayan diğeri gülen iki çeşit maske takarak sahneye çıkardı.
Trajedi, seyircide korku ve acıma hisleri uyandıracak onu kötü duygulardan arındırmayı, iyi davranışlara yönlendirmeyi yani ona ders vermeyi amaçlar.
Trajedilerde işlenen trajik olay, iki yüksek değer arasındaki çelişkiyi yaşayan insanın durumundan doğar.
Trajedi, olayları acıklı yönleriyle verir; seyircide merak ve endişe uyandırır. İnsanların ruhsal zayıflıklarını kin, nefret, intikam, ihtiras ve kuvvetli yönlerini karşı karşıya getirir. Toplumun aristokrat kesimine hitap eder.
Hükümdarlar, soylular, tanrılar trajedinin temel kahramanlarıdır. Eser genelde bir faciayı canlandırır. Sonu genelde ölümle biter.
17. yüzyıl Fransız sanatçıları trajedinin kurallarını kesinleştirmişlerdir. Bu sanatçılar üç birlik kuralını benimsemişler, koroyu kaldırmışlar ve trajedileri beş perdelik oyunlar haline getirmişlerdir.
Trajedi Batı toplumunun seçkin ve soylulardan oluşan tabakasına hitap eder. Bu bağlamda trajedinin çok kesin kuralları vardır. Klasik trajedide bu kurallara sıkı sıkıya uyulmuştur.
Trajedinin temel özellikleri:
Trajedi türünde eser vermiş en ünlü sanatçılar:
Eski Yunan’da
Klasik Fransız edebiyatında
2- KOMEDİ İnsanları güldürerek, eğlendirerek düşündürmeyi ve eğitmeyi amaçlayan tiyatro türüne “komedi (komedya)” denir. Komedya bireysel ve toplumsal aksaklıkları sergilerken güldürmeyi ve düşündürmeyi amaçlar. Komedi aynı trajedide olduğu gibi Eski Yunan’da Bağ Bozumu Tanrısı Dionysos adına yapılan törenlerinden doğmuştur. Sicilya’da yapılan bu törenlerde “komos” adı verilen eğlence alayları kurulurdu. Değişik kılıklara giren halk “flüt” çalan birinin arkasında türlü taşkınlıklar yaparak sokaklarda, kırlarda dolaşırdı. İnsanlar aşırı alkolün de etkisiyle birbirlerine sataşır, şakalar yaparlardı. Zaman içinde bu kaba saba sözler, şakalar bir düzene kondu ve bunlara “fars” adı verildi. Daha sonra ise farsların etkisiyle sanat değeri taşiyan komediler yazıldı. Komedi terimi “cümbüş, alay” anlamına gelen “komos” sözcüğü ile “ezgi” anlamına gelen “ode” sözcüğünün birleşmesinden doğmuştur. Bu tiyatro türünde, her gülünç şeyin altında ders alınacak acı bir gerçeğin olduğuna inanılır. Komedi türü tiyatrolar ise 17. yüzyıldan sonra yazılmaya başlanmıştır. İnsanların gülünç tarafları mizahi bir şekilde sahnede canlandırılır.
Aristoteles, komediyi “Poetika” adlı eserinde: “Komedi” ortalamadan daha aşağı, kötü olan karakterin taklididir. Bununla birlikte komedi, her kötü olanı taklit etmez; tersine gülünç olanı taklit eder. Bu ise soylu olmayanın bir bölümüdür. Çünkü gülünç olanın özü soylu olmayışa ve kusura dayanır.” sözleriyle açıklamıştır. Kusuru ve gülünçlüğü toplumsal tabakanın en altında yer alan insanlara layık gören bir anlayışın ürünü olan komedide bu insanların zayıf yönleri olan korkaklık, riyakârlık, cimrilik, dalkavukluk, sinsilik gibi acayiplikleri seyirciyi güldürecek şekilde sahnede canlandırılır. Komedya seyirciyi ahlak dışı eğilimler, kötü huylar, hatalı davranışlar, bozulmuş kurumlar üzerinde düşündürmeyi amaçlar. Böylece seyircinin bu gibi durumlara düşmemesi öğütlenir. Trajedi genelde yüksek tabakanın eğlencesi olurken, halk kendi eğlencelerinden çıkan komedyayı daha çok sevmiştir. Yunan tiyatrosunda komedyalar manzum olarak yani şiir şeklinde yazılmıştır. 17. yüzyıldan sonra ise mensur yani düzyazı şeklinde yazılan komediler ortaya çıkmıştır.
Komedi türü, trajedi türünün tamamen zıddı özelliklere sahiptir. Batı toplumlarında, soylular dışındaki sıradan halk tabakasına hitap eder. Şimdi komedinin temel özelliklerini sıralayalım:
KOMEDİ TÜRLERİ Komedi tiyatro türü, konularına göre kendi içinde üçe ayrılır. a. Karakter Komedisi:
c. Entrika Komedisi: Olayların, seyircilerin merakını kamçılayacak, onları şaşırtıp güldürecek biçimde anlatıldığı komedilere “entrika komedyası” denir. Entrika komedilerine “vodvil” de denmektedir. Bu türde temel amaç güldürmektir. Eleştirel bir yaklaşım ya da düşündürme söz konusu değildir. Moliere’in “Scapin’in Dolapları”, “Zoraki Hekim”; Shakspeare’in “Yanlışlıklar Komedisi” adlı eserleri entrika komedisine örnek gösterilebilir. Komedi türünde eser vermiş en ünlü sanatçılar: Eski Yunan’da
Latin tiyatrosunda
Klasik Fransız edebiyatında
3- DRAM
Hem komik hem de acıklı olayları günlük hayatta olduğu gibi iç içe anlatan tiyatro türüne “dram” denir. Dram, trajedinin sıkı kurallarını yıkmak amacıyla trajediye bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Komediler, hayatın yalnız gülünç; trajediler ise yalnız acıklı yönlerini konu edinmiştir. Oysa hayat; acılarıyla, sevinçleriyle bir bütündür. 19. yüzyılda hayatı bir bütün olarak ele alan bu anlayış Fransa’da dram türünü ortaya çıkarmıştır. Böylece dram sayesinde artık sahnede hayatın hem acıklı hem de gülünç yanları birlikte işlenmeye başlanmıştır. Dramlar nazım ve nesir olarak yazılabilir. Manzum olanlar, yani şiir şeklinde yazılanlar daha çok operalarda kullanılmıştır. Dram türünün ilk örneklerini Rönesans’ın yetiştirdiği büyük İngiliz sanatçı Shakspeare (Şekspir) 16. yüzyılda vermiştir. İspanyol sanatçı Lope de Vega da bu türün öncülerindendir. Shakspeare, klasik tiyatronun zaman ve yer birliği kuralını yıkmıştır. Sanatçının şiiri ve düzyazıyı iç içe kullanarak yazdığı oyunlar önce Alman, sonra da Fransız romantiklerini etkilemiş, böylece de dramın temelleri atılmıştır. Ancak dram türünün kurallarını belirleyen ve ona karakteristik özelliklerini kazandıran Fransız sanatçı Victor Hugo olmuştur. Hugo, “Cromwel (Kromvel)” adlı eserinde dramın özelliklerini: “Dramın özelliği gerçektir. Gerçek yaratılışta yaşamda olduğu gibi dramda da karşılaşan iki tipin; yüce ile gülüncün birleşmesinden doğar. Doğada olan her şey sanatta da vardır.” sözleriyle açıklamıştır. Dram, tiyatronun evrimleşerek ulaştığı modern biçimidir. Trajedi ve komedinin özelliklerini karma olarak içerir. Dramda insan hayatının keder, ümit, neşe, şüphe, komiklikler gibi birçok yönleri sahnede canlandırılır. Dramda klasik tiyatroda yasak olan garip, hayali, sosyal, tarihi ve milli unsurlara bol bol yer verilmiştir. Bu bakımdan dram, klasik tiyatronun sonu ve yeni tiyatro akımlarının başlangıcı olmuştur. Günümüzde dram hiçbir kurala bağlı değildir. Bu terim artık, konusunu hayattan alan bütün tiyatro eserleri için kullanılmaktadır. “Piyes, melodram, trajikomik, fantezi pastoral, feeri” dramın türleri arasında gösterilebilir.
Dramın temel özellikleri:
Dram türünde eser vermiş en ünlü sanatçılar: İngiliz Edebiyatı:
İspanyol Edebiyatı:
Alman Edebiyatı:
Fransız Edebiyatı:
II- Müzikli Tiyatro Müzikli tiyatrolar, sözleri müzikle bestelenerek sahnede canlandırılan oyunlardır. Bu tür tiyatrolarda konunun bir bölümü veya tamamı bestelenmiş olabilir. Müzikli tiyatrolar “opera, operet, komedi müzikal, bale, revü ve skeç” gibi bölümlere ayrılır. a- Opera:
b- Operet:
c- Komedi müzikal: Vodvil veya komedi türü oyunların arasına müzik parçalarının konması şeklinde ortaya çıkan tiyatrodur.
d- Bale:
e- Revü:
f- Skeç:
Modern tiyatroda, klasik tiyatronun bütün kalıpları yıkılmıştır. Modern tiyatro, yaşamı klasik tiyatrodaki gibi anlatmakla kalmaz; görünmeyen iç yüzüyle de ortaya koyar. Modern tiyatro, doğayı, yaşamı olduğu gibi taklit etmez. İnsanın çok zengin bir iç dünyası vardır. Bu iç dünya, toplum ve doğa mantığına uymayabilir. Modern tiyatro da insanın bu karmaşık iç dünyasını keşfe çıkar. Bu nedenle, modern tiyatroda sahnede saçma gibi görünen sözler söylenebilir, dengesiz hareketler yapılabilir. DÜNYA EDEBİYATINDA TİYATRO
TÜRK EDEBİYATINDA TİYATRO İki bölümde inceleyebiliriz: 1- Geleneksel Türk Tiyatrosu Geleneksel Türk Tiyatrosu
Karagöz, bir gölge oyunudur. Bu oyun, deriden kesilen ve "tasvir" adı verilen bazı şekillerin (insan, hayvan, bitki, eşya) arkadan ışıklandırılmış beyaz bir perde üzerine yansıtılması temeline dayanır. Karagöz oyununun kökeni ve bu oyunda başrol oynayan Karagöz ile Hacivat'ın kimlikleri konusunda değişik görüşler vardır. Söylentilere göre Karagöz, Trakyalı bir demirci ustasıdır ve bir cami yapımında Bursa'da, caminin ustabaşısı Hacı İvaz (Hacivat) ile tanışır ve kısa bir süre sonra aralarında eğlenceli bir söyleşi başlar. Bu söyleşiye öteki kişiler de katılır. Durumu öğrenen Orhan Gazi, Karagöz'ü idam ettirir; Hacivat ise hacca giderken eşkıyalar tarafından öldürülür. Daha sonra Orhan Gazi'nin emriyle Şeyh Küşteri, Hacivat ile Karagöz arasındaki gülünç söyleşi ve olayları perdeye aktarır. Bu oyun 17. yüzyıldan bu yana Türkiye'de çok yaygınlaşmıştır.
Karagöz Oyununun Özellikleri:
ORTAOYUNU Ortaoyunu, sahne olarak kabul edilen ve etrafı seyircilerle kuşatılmış bir alanda oynanan bir oyundur. Bu oyun da birçok yönden Karagöz'e benzer. Ortaoyununun Özellikleri:
MEDDAH
MODERN TÜRK TİYATROSU
Perde: Tiyatro eserlerinde konunun ana bölümlerinden her birine verilen ad. Sahne: Tiyatro eserlerinde her perde içinde, kişilerin girip çıkmasıyla oluşan daha küçük bölüm. Diyalog: Kişilerin karşılıklı konuşması.
TÜRK TİYATROSUNDA MİZAH
Yorumlar (0)
![]() Yorum yaz
|







Yaşanmış veya yaşanması mümkün olayların veya insan yaşamının çeşitli yönlerinin sahnede canlandırılarak oynanmasına yönelik yazılara “tiyatro” denir.


