-AAA-
ABDAL: Gezgin derviÅŸ.
ACEM KOÅžMASI: Âşıkların, özellikle Anadolu'nun kimi yörelerinde Azerbaycan'a özgü bir ezgiyle okuÂdukları koÅŸma türü.
AÇIK HECE: Türkçe sözcüklerde ünlü harf ile belirtiÂlen kısa heceler. ÖrneÄŸin A-na-do-lu, a-şı-la-ma gibi. Aruz vezninde bütün açık heceler kısa hece olarak kaÂbul edilir.
AÇIKLAMA: Edebî bir eseri geniÅŸ okuyucu kitleleri için anlaşılabilir hâle getirmek için yapılan yazılı çalışÂma. Paragrafta, herhangi bir konu ile ilgili okuyucuyu bilgilendirmek üzere ansiklopedik bilgilere yer verme.
AÇIKLIK: Bir metinde belirtilmek istenen duygu ve düşüncelerin kolay, anlaşılır, herhangi bir ek yorum ve açıklamaya gerek kalmadan kavranılabilir olması.
ADAPTE: Uyarlanmış. Herhangi bir dilde yazılmış bir eseri, baÅŸka bir dile yer ve kiÅŸi adlarını deÄŸiÅŸtirerek, olayları örf ve âdet, duyuÅŸ ve düşünüş bakımından akÂtarıldığı dili konuÅŸanların hayatına uygulamak yöntemli serbest çeviri tarzı. Türk edebiyatında daha çok tiyatÂro eserlerinde kullanılır.
ADAPTASYON: Uyarlama. Farklı türde bir eserin (roman, öykü, anı gibi), sahne veya sinemaya uyarlanÂması ya da farklı türde bir eserden (roman, destan, öyÂkü gibi) farklı bir edebî eser (örneÄŸin oyun) meydana getirilmesi.
AED: Eski Yunanlılarda, lir denen bir çeşit saz ile şiir söyleyen ozan.
AÄžIZ: Bir ülkede görülen deÄŸiÅŸik konuÅŸma biçimleriÂni, söyleyiÅŸ türlerini ve ayrılılıklarını yansıtan kullanımÂlardan her biri.
AHENK: Uyum. İster kelimede ister cümlede olsun, seslerin kulaÄŸa hoÅŸ gelecek ÅŸekilde baÄŸdaÅŸmış bulunÂması hâli.
AHREB: Rubai vezinlerinin ana ölçüsü. Mefulü ile başlayanlara "ahreb" denir.
AHREM: Rubai vezinlerinin ana ölçüsü. Mefulün ile başlayanlara "ahrem" denir.
AHSENÜ'L-KASAS: Hikâyelerin en güzeli. Bu söz, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf Suresi'nde geçen Yusuf kıssaÂsını anlatır.
AKICILIK: Söz, yazı ve anlatımın akıcı olma özelliÄŸi, selaset. Sözcük ve cümlelerin dile takılmadan kolayca okunabilmesi için anlatılmak istenen düşüncenin raÂhatlıkla anlaşılır ÅŸekilde ifade edilmesi. Akıcılık, bir üsÂlup özelliÄŸidir.
AKROSTİŞ: Bir ÅŸiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıÂdan aÅŸağıya doÄŸru sıralandığında anlamlı bir sözcük meydana getirmesi.
AKS (AKİS): Bir cümlede, bir dizede iki sözcüğün ya da sözcük topluluklarının yerleri değiştirilerek yapılan söz sanatı.
AKSAN: Bir ülkenin insanlarına veya bir çevreye özÂgü söyleyiÅŸ özelliÄŸi; dil bilgisinde vurgu.
AKSİYON: Tiyatroda, bir oyuncunun sahne üzerinÂdeki hareketi; oyunun temasını geliÅŸtiren baÅŸlıca olay, hikâye, geliÅŸim.
ALEGORİ: Bir sanat eserindeki öğelerin gerçek haÂyattan bir ÅŸeyleri temsil etmesi durumu. Simge.
ALEGORİK: Simgesel.
ALICI: Duygu, düşünce ve isteklerin iletildiÄŸi, aktarılÂdığı kiÅŸi ya da topluluk.
ALİTERASYON: Şiir ve nesirde uyum sağlamak için söz başlarında ve ortalarında aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanması.
ANA FİKİR; Bir yazının temeli olan asıl düşünce, ana düşünce. Belirli bir konuda yazılmış eserlerin temelini oluÅŸturan ve okuyucuya verilmek istenen asıl düşünÂce.
ANALİZ: Tahlil. Bir bütünü parçalarına ayırarak detaylı inceleme. Bir edebî eserin analizi, olayların, kişilerin ve üslupların ayrı ayrı incelenmesi yöntemiyle yapılır.
ANEKDOT: Hikâyecik. Bir edebî eserde anlatılan bir olayın baÅŸlı başına ayrı bir bütünlük gösteren parçasıÂdır. Kısa hikâye, fıkra, menkıbe anlamlarını da taşır.
ANJANBMAN: Åžiirde cümlelerin bir dize ya da beyitÂte bitmeyip diÄŸer dize, beyit veya bendlere kaymasıdır.
ANLAM: Sözcüklerin, dizelerin, tümcelerin ve benÂzerleri söz örneklerinin anlattıkları duygu, düşünce, yargı.
ANLAM DARALMASI: GeniÅŸ kavramları olan bir keÂlimenin, bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu, genel bir anlamdan özel bir anlama geçiÅŸ.
ANLAM GENİŞLEMESİ: Bir sözcüğün daha geniÅŸ bir kapsam içermeye baÅŸlaması; dar bir anlamdan geÂnel bir anlama geçmesi.
ANLAM KAYNAŞMASI: Farklı sözcüklerin birleşme sırasında yeni bir anlamı karşılaması. "Gökkuşağı" sözcüğünde "gök" ve "kuşak" sözcüklerinin bir araya gelerek yeni bir kavramı karşılaması gibi.
ANLATICI: Öyküleyici anlatımda öyküye konu olan olayı anlatan. Sanat metinlerinde anlatıcı, kurmaca kiÂÅŸi; öğretici, öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kiÅŸidir. Öykülemede anlatıcı bakış açısı; ilâhî (hâkim) bakış açıÂsı, kahraman bakış açısı ve gözlemci bakış açısı olmak üzere üçe ayrılır.
ANLATIM: Bir duyguyu, bir düşünceyi, bir konuyu söz veya yazı ile bildirme, ifade. Edebiyatta anlatım genel olarak iki türde yapılır. Biri nesir (düz yazı) diÄŸeÂri nazım (ÅŸiir).
ANLATIM BİÇİMİ (TÜRÜ): ÇeÅŸitli amaçlara yöneÂlik olarak gerçekleÅŸtirilen anlatımın etkileyici olması için baÅŸvurulan çeÅŸitli yöntemler. Açıklayıcı, öyküleyici, betimleyici, tartışmacı anlatım vb.
ANONİM: Yazanı, yapanı, söyleyeni bilinmeyen (eser).
ANTOLOJİ: Seçki. Gerçek sanat eseri değerindeki örneklerin bir araya getirildiği derleme yapıtlar.
ANTONİM: Ters anlamlı sözcükler. Sıcak-soğuk, iyi-kötü, acı-tatlı, kısa-uzun, güzel-çirkin gibi.
APÖSTROF: Kesme iÅŸareti. Özel isimleri eklerinden ayırmak için (Ali'nin kalemi), sözcükteki düşen bir harÂfi belirtmek için (n'olur=ne olur), sözcüğün ekiyle kaÂrışmaması için (tava'nın rengi) kullanılır.
ARA SÖZ: DoÄŸrudan doÄŸruya konuÅŸulan veya yazıÂlan konuyu ilgilendirmeyen dolaylı söz, istitrat.
ARAÇSIZ ÜSLUP: Bir fikri, bir duyguyu söyleyenlerÂden doÄŸrudan doÄŸruya aktarmak. Monolog ve diyaÂloglar araçsız üslup örnekleridir.
ARKAİZM: Kullanıldığı çaÄŸdan daha eski bir çaÄŸa ait biçimin, yapının özelliÄŸi. Bir dilin eskimiÅŸ sözcüklerini ya da cümle kuruluÅŸlarını kullanarak edebî eser yaratÂma. Bu eserlere "arkaik" denir.
ARUZ: Hecelerin uzunluk ve kısalık, kapalılık veya açıklık değerlerine göre türlü ses kalıplarından oluşan divan edebiyatı nazım ölçüsü.
ASALET: Yazıda veya sözde bayağı söz ve deyim buÂlunmaması durumu.
AŞIK: Halk ozanı. Şiirlerini sazla çalıp söyleyen ozan.
ASONANS: Åžiirde ünlülerin tekrar edilmesi ile oluÅŸÂturulan ahenk.
ATASÖZÜ: Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak " söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte söz, darbımesel.
AYDINLANMA ÇAÄžI (DÖNEMİ): Batı toplumunÂda 17. ve 18. yüzyıllarda geliÅŸen ve akılcı düşünceyi eski, geleneksel, deÄŸiÅŸmez kabul edilen varsayımlarÂdan, önyargılardan ve ideolojilerden özgürleÅŸtirmeyi ve yeni bilgiye yönelik kabulü geliÅŸtirmeyi amaçlayan düşünsel geliÅŸimi kapsayan dönem.
AYİNE: Ayna. Herhangi bir şeyi veya hâli yansıtan, göz önünde canlandıran anlamında kullanılır. Tasavvuf edebiyatında dünya, Allah'ın tecelli ettiği bir aynadır.
Â
-BBB-
BAB: Bir edebî eserin düzenlenmesinde, konuların ele alınıp işlenmesine göre ayrıldığı bölümlerden en geniş olanı.
BADE: Üzüm ÅŸarabı. Tasavvuf edebiyatında aÅŸk anlaÂmındadır.
BAÄžIAM: Kelime, kelime grupları ya da cümlelerin metinde bulunduÄŸu yere baÄŸlı olarak farklı anlamlar kazanması. "Hava soÄŸuk.", "Bizi soÄŸuk karşıladı." cümlelerinde "soÄŸuk" sözcüğü farklı anlamlarda kullaÂnılmış, baÄŸlama göre anlam kazanmıştır, iletiÅŸimin gerçekleÅŸtiÄŸi ortam.
BAĞLAMSAL ANLAM: Bir sözün kullanılan veya amaçlanan bağlama göre anlam kazanması.
BAÄžLAÅžIKLIK: Bir metinde dil öğelerinin dil bilgisi kurallarına uyularak yan yana getirilmesi. BaÄŸlaşıklıklı-ÄŸa uyulmadığında yapısal anlatım bozuklukları ortaya çıkar. "Sütü az, çayı hiç sevmem." cümlesinde virgülÂden önce "severim" fiili kullanılmayarak baÄŸlaşıklığa uyulmamış, anlatım bozukluÄŸu yapılmıştır.
BAÄžDAÅžIKLIK: Dil öğelerinin ifade ettiÄŸi husus ve durumlar arasındaki anlam bağıntılarına denir. BaÄŸdaÂşıklığa uyulmadığında anlamsal anlatım bozuklukları ortaya çıkar. "Çam fidanlarını özenle ektiler." cümlesinÂde baÄŸdaşıklığa uyulmamış, "ektiler" sözcüğü yanlış anlamda kullanılmış, anlatım bozukluÄŸu yapılmıştır.
BAÄžDAÅžTIRMA: Kelimelerin yeni bir anlam ifade etÂmek için yan yana getirerek oluÅŸturduÄŸu söz gruplarıÂna denir. Yaygın olarak kullanılan ifadelerle oluÅŸturuÂlanlara "alışılmış baÄŸdaÅŸtırma"; birbiriyle uyuÅŸmayan kelimelerden oluÅŸturulanlara "alışılmamış baÄŸdaÅŸtırÂma" denir. "Dilsiz insan" alışılmış baÄŸdaÅŸtırma; "dilsiz hayaller" alışılmamış baÄŸdaÅŸtırmadır. BaÄŸdaÅŸtırma, baÄŸlaşıklık ve baÄŸdaşıklık ile saÄŸlanır.
BAHR-I TAVIL: Vezinli, kafiyeli uzun nesir cümlelerÂden kurulan Divan edebiyatı nazım türü. Fe'ilatün, me-fa'ilün, müstef'ilün gibi cüzler arka arkaya tekrarlanır. Türk edebiyatında çok az kullanılmıştır.
BAKIÅž AÇISI: Bir olay, konu veya düşünce incelenirÂken izlenen belirli yön, görüş açısı, açılım, perspektif.
BAKIŞ TARZI: Algılama ve değerlendirme biçimi.
BALAT: Orta ÇaÄŸda, üç bentten oluÅŸan bir Batı ÅŸiiri türü. Uzun bentlerin dize sayısı 6-10 arasında deÄŸiÅŸir. Kısa bent ise 4-5 dizedir. Bu bent tanrıya, krala, prenÂse ithaf bendidir.
BASİTNAME: Divan edebiyatında yalın Türkçe ile yaÂzılmış gazeller. Bunlara "Türkî-i basit" gazel de denir. Basitnamelerde Arapça ve Farsça sözcüklerle tamlaÂmalar çok azdır.
BEDİÎ: Güzellik ölçülerine uyan, gözü gönlü okÅŸayan, beÄŸenilen Sözü, kulaÄŸa hoÅŸ gelecek ve ruha heyecan verecek ÅŸekilde güzelleÅŸtirme yollarını gösteren bilim, "ilm-i bedii" de denir. Bu isim altında toplanan sanatlar iki gruba ayrılır: Sözle ilgili sanatlar (Sanayi-i lafziye): Cinas, iÅŸtikak, seci, kalp, tedvir, aks, teddil, tasri, tarsi gibi. Anlamla ilgili sanatlar (Sanayi-i mâneviye): ilhan, tevriye, tenasüp, mübalaÄŸa, leff ü neÅŸr, tensik, müga-lata-i mâneviye, tecahül-i arif, hüsn-i ta'lil, tezat, istifÂham, rücu, tekrir, telmin, insal-i mesel, istidrak, tevcih, iktibas gibi.
BENLİK ÇATIŞMASI: Benliğin ön plana çıkması ile baş gösteren çatışma.
BENT: Bir şiirdeki dörtlüklerin her biri.
BELAGAT: Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçÂbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum geÂrektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma saÂnatı.
BERCESTE: Sanat deÄŸeri yüksek olan dize. Öz, güÂzel, latif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı saÄŸÂlam dize ya da beyit. Dize için daha çok mısra-ı ber-ceste, beyit için de "beyt-i berceste" tanımlamaları kulÂlanılır. Genel anlamda bir ÅŸiirdeki en güzel dize ya da beyit de denebilir.
BELGESEL ROMAN: Gerçek olaylara, belgelere, araÅŸtırma ve incelemeye dayanarak oluÅŸturulan roÂman türü.
BEZM: Sohbet, muhabbet, içki meclisi. Daha çok diÂvan edebiyatında kullanılır.
BEYANNAME: Bir kimsenin resmî bir kuruluÅŸa herÂhangi bir durumu bildirmek için verdiÄŸi çizelge, bildirÂge.
BEYİT: Anlam bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası.
BOZLAK: Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgeÂsinde bir türkü ezgisi. Konusunu aÅŸiret kavgalarından, kan davalarından, aÅŸk maceralarından alır. AfÅŸar bozÂlağı, Urum bozlağı gibi türleri vardır.
BİÇİM: Edebiyatta var olan öğelerin birbirine baÄŸlaÂnarak oluÅŸturdukları düzen. ÖrneÄŸin bir ÅŸiirin biçimi kaç dizeden oluÅŸtuÄŸuna, dizelerin kümeleniÅŸine, belirÂli bir uyak dizini olup olmadığına göre deÄŸiÅŸir.
BİLİMKURGU: Düş ya da kurgu yoluyla oluşturulan; çoğu kez gelecek zamanlarda yer alan; günümüzdekinden farklı bilimler ve teknikler kullanan toplum ve insan yaratan yazın türü.
BOVARİZM: Gustave Flaubert'in 1857 yılında yaÂyımladığı Madame Bovary adlı romanın kahramanlarıÂna özgü tutum ve davranışlara verilen ad.
Â
-CCC-Â
CÖNK: Saz şairlerinin, kendilerinin veya başkalarının şiirlerini derledikleri, uzunlamasına açılan, deri kaplı defter.
ÇAÄžRIÅžIM: Davranışlar, düşünceler ve kavramlar arasında yer ve zaman birliÄŸinin etkisiyle kurulan baÄŸÂlantılar sonucu, bilinç alanına bunlardan birisi girdiÄŸinÂde ötekini de bilince çekmesi olayı, tedai. Bir düşünce, görüntü vb.nin bir baÅŸkasını hatırlatması.
ÇATIŞMA: Olay dizisinin gelişmesinde basamakları ortaya çıkaran kişiler arasındaki iç ve dış çatışmalar.
ÇÖZÜMLEME ROMANI: Olaydan çok, olaya karıÂÅŸan kiÅŸilerin ruhsal durumlarını birtakım çözümlemeÂlerle yansıtmayı amaçlayan roman türü.
Â
-DDD-
Â
DARBIMESEL: Atasözü, atalar sözü.
DEKADAN: Edebiyatta, sanatta yozlaÅŸma, gerileme. XIX. yüzyıl sonlarında Fransa'da natüralistlere karşı çıÂkan sembolizm akımına öncülük etmiÅŸ olan sanatçı.
DEKOR: Tiyatro, sinema ve televizyonda sahneye konulan eserin yazıldığı yerin ve geçtiÄŸi çağın özellikÂlerini belirleyen perde, aksesuar vb. öğelerin bütünü.
DELALET: Söz ile anlam arasındaki baÄŸlantı. Bir sözÂcüğün okunduÄŸu ya da söylendiÄŸi zaman beyinde canlandırdığı anlam.
DEVİR: Tasavvufa göre, yaratılış (madde) ve sona eriş (mead) arasındaki safhaları anlatan sistem.
DEYİM: Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış sözler.
DEYİŞ: Halk ÅŸiiri, halk türküsü. Türk halk edebiyatınÂda hece vezniyle söylenen ÅŸiirler. Söyleme biçimi, anÂlatım biçimi, üslup. Müzikte, semahla birlikte yalnızca baÄŸlama eÅŸliÄŸinde ağır tempoda söylenen bir tür besÂte.
DIÅž ÇATIÅžMA: Hareketlerle ve sözlerle olan çatışÂma. Karşıt güçlerin ve duyguların çarpışması.
DİBACE: BaÅŸlangıç, giriÅŸ, ön söz. ÇoÄŸunlukla menÂsur, bazen de mazmun eserlerin başında yer alan ve eserin yazılış nedeni ile içeriÄŸini açıklayan baÅŸlangıç kısmı. Ön söz, mukaddime, medhal, sözbaşı, baÅŸlarÂken, birkaç söz gibi sözcükler de dibace karşılığıdır.
DİDAKTİK: Öğretici nitelikte olan.
DİL GÖSTERGELERİ: Belli bir dilde, anlamlı en küÂçük birimlere dil göstergesi adı verilir. Sadece sözcükÂler deÄŸil, fiil çekim ekleri ve çoÄŸul ekler de birer dilsel göstergedir.
DİPNOT: Metin içinde geçen herhangi bir bilgi ile ilÂgili olarak sayfa altına, çalışmanın sonuna konulan açıklama veya kaynak bilgisi, haÅŸiye.
DİYALOG: Oyun, roman, hikâye vb. eserlerde iki veÂya daha çok kimsenin karşılıklı konuÅŸması.
DÖNÜT (GERİ BİLDİRİM): İletiye verilen yanıtlar.
DÖRTLEME: Bir gazelin her beytinin başına iki dize eklenerek yapılan nazım biçimi, terbi.
DÖŞEME: Halk edebiyatında ve türkülerden önce söylenen, bazen tekerleme biçiminde olan uyaklı giriş bölümü.
DRAMA: Sahnede oynanmak için yazılan, olayları oluş hâlinde ve karşıt oluşların çatışmasıyla geliştirip gösteren yapıt.
DRAMATİK: Sahne oyununa özgü olan.
DURAK: Dil bilgisinde, konuÅŸmada, anlamın gerekÂtirdiÄŸi biçimde kelimeler arasındaki ses kesintisi. EdeÂbiyatta hece ölçüsüyle yazılmış ÅŸiirlerde ölçü kalıpları içindeki durma yerleri.
DURULUK: Bir söz veya yazıda maksadın açık olmaÂsı özelliÄŸi, vuzuh.
DÜBEYT: İki beyit anlamındadır.
Â
-EEE-
Â
EDA: Anlatış biçimi, tarzı.
EDEBÎ METİN: Edebiyat türlerinden biriyle kaleme alınmış, sanat değeri taşıyan metin.
EDEBÎ DİL: Edebî değeri olan eserlerde kullanılan dil, yazın dili.
EDEBÎ SANAT: Edebiyatta anlatımı zenginleştirmek, renklendirmek ve daha çarpıcı bir duruma getirmek için temelde benzetme esasına dayalı söz ve manaya bağlı anlatım inceliği ve özelliği.
EDEBİYAT: Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı.
EDEBİYAT TARİHİ: Bütün edebî hareketleri ve döÂnemleri, yazarları, ÅŸairleri, dil ve üslup özelliklerini açıklayan bilim dalı veya kitap, yazın tarihi.
EDİSYON KRİTİK: EleÅŸtirel basım. Farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerin aralarındaki ayÂrılıklar tespit edilerek aslına en uygun ÅŸekilde yayınlaÂnır. Farklar dip notlar hâlinde gösterildiÄŸi gibi açıklayıÂcı bilgiler de verilebilir.
EFSANE: Eski çaÄŸlardan beri söylenegelen, olaÄŸaÂnüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye, söylence.
EGLOG: İlkçaÄŸ edebiyatında Romalıların Vergilius ÅŸiÂirlerine verdiÄŸi isim. Birkaç çobanın aÅŸk ve kır yaÅŸamı üzerine karşılıklı konuÅŸmalarından oluÅŸur.
ELGAZ: Bilmece anlamına gelen lügaz kelimesinin çoğulu.
ELİFNAME: Genellikle mısra başlarındaki kelimelerin ilk harflerinin alt alta eliften ye'ye kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelen şiir. Divan ve halk edebiyatımızın ortak ürünleri arasında yer alır. Dinî-tasavvufi ve din dışı konularda örneklerine rastlanır.
EMOSYANALİZM: Sanat ve edebiyat eserlerinde duyguya önem veren estetik anlayış.
ENTİMİZM: İçtencilik. İnsan ruhunun mahrem ve gizli sırlarını içtenlikle anlatma eÄŸilimi. Bu sanat anlayıÂşına sahip edebiyatçılara entimist denir.
ENTONASYON: Cümlede heceler, kelimeler ve daÂha büyük anlamlı gruplar üzerindeki seslerin alçalıp yükselmesi.
EPİFONEM: Bir sözlü ya da yazılı eserde anlatılanlaÂrın hikmetli bir sözle son bulması.
EPİGRAF: Bir yapının özelliklerini belirten ve genellikÂle bir plaka üzerine binanın ön yüzüne iliÅŸtirilen yazı, kitabe. Bir kitabın, bir kitabı meydana getiren bölümleÂrin başına konan, o kitapta veya bölümdeki yazılanları özetler mahiyette sözler, ÅŸiir parçaları, atasözleri, veciÂzeler.
EPİGRAM: Eski Yunan'da mezar taÅŸlarına yazılan kıÂsa ve epik nazım ÅŸekli. Romalılar'da çok kısa hiciv manzumesi.
EPİK: Destansı.
EPİZOT: Hikâye, roman veya ÅŸiirde ana konuya baÄŸÂlı ikinci derecede olay; müzikte temaları birbirinden ayıran serbest yazılmış bölümler; tiyatroda bir aksiyoÂna (harekete) katılmış ikinci derecede bir aksiyon; YuÂnan trajedisinin unsurlarını meydana getiren diyaloglu bölümlerin her biri. Bu bölümler modern tiyatroda perÂde adıyla bilinir.
EPOPE: Kahramanlık konusunu işleyen uzun şiirler.
ESTETİK OBJE: Sanat ve hayatta güzelliÄŸin kuramÂsal bilimi ve sanatsal yaratının genel yasalarıyla oluÅŸÂturulmuÅŸ, güzel duyu uyandıran, bedii olan her ÅŸey.
EŞHAS: Şahıs kelimesinin çoğulu. Eskiden tiyatro eserlerinde ve romanlarındaki kahramanlara veya kadroya bu ad verilirdi.
Â
-FFF-
Â
FABL: Hayvanlar, bitkiler ve cansız nesneler arasında geçen öğretici masallar. Teşhis ve intak sanatı üzerine kurulur. Olaydaki kişilere insan karakteri ve davranışı verilir. Asıl masallardan kısadır.
FALNAME: Fal ile ilgili kitap. Falın her bir çeÅŸidine göre düzenlenen eserler. Yıldızname, tefe'ülname, hurşîdname, ihtilacname, kıyafetname, kehanetname adlarıyla da bilinirler. Falnameler çokluk manzum yazıÂlır. Nesir hâlinde yazılanlarına genellikle yıldızname deÂnir.
FARS: İlkel, basit güldürme öğelerinden yararlanılaÂrak, kimi kez inanırlığın sınırları dışına çıkarak oluÅŸturuÂlan, düşündürmekten çok güldürmeyi amaçlayan oyun.
FASIL: Tiyatroda, orta oyununa baÅŸlamadan önce saz takımının çaldığı köçek havası ve curcuna; eski dilde Osmanlı ve Arap tiyatrosunda oyunun perde böÂlümü.
FASİH: Dilin bütün kurallarına uyularak doğru, güzel ve açık şekilde konuşup yazılması, ifadenin anlam ve ahenk bakımından kusursuz olması.
FELSEFE: Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluÅŸÂturan ilkeler bütünü. Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araÅŸtırılması. Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir çaÂğın öğretisi.
FENAFİLLAH: Allah'ın varlığı içinde yok olma.
FERD: Divan edebiyatında, baÅŸka beyitlere baÄŸlı olÂmayan beyitler.
FESAHAT: Sözün ses ve anlam kusurlarından kurtaÂrılması yolları.
FIKRA: içinde güldürü öğesi bulunan kısa öyküler. Gazete ve dergilerin belli sütunlarında yayımlanan güncel, toplumsal ve siyasal yazılar.
FOLKLOR: Bir halkın geçmiÅŸten bu yana oluÅŸturduÂÄŸu gelenekler, inançlar, töreler ve kültür.
FONETİK: Dilin ses ve ton eÄŸitimi. Dil ritmi ve konuÅŸÂma temposu, özel olarak da konuÅŸma dinamizmini öğÂreten ve tiyatro için çok önemli bir bilim kolu.
FRAGMATİZM: Parçacık diye adlandırılabileceÄŸimiz bir edebiyat akımıdır, ilk defa XX. yüzyılın baÅŸlarından İtalyan yazarı Soffici'nin baÅŸlattığı bu akımda, gerçekÂten alınmış kısa kısa parçalar, küçük tablolar ve hayatÂtan görüntüler (enstanteneler) en belirgin özelliÄŸi oluÅŸÂturur.
FUAYE: Tiyatro salonlarında, perde arasında oyuncuÂların ve seyircilerin dinlenmesi için ayrılan yer.
Â
-GGG-
Â
GALAT: Yanlış anlamına gelir. Bir kelimenin ilk veya kitapta yazılmış ÅŸeklinden baÅŸka söylenmesi. Yanlış olÂduÄŸu bilindiÄŸi hâlde kullanılmasında sakınca görülmeÂyen kelime veya kelime grubuna galat-ı meÅŸhur adı verilir. Örnek: Aslında çokluk olan evlat, eÅŸkıya, evrak kelimelerinin evlatlar, eÅŸkıyalar, evraklar ÅŸeklinde tekÂrar çoÄŸul yapılarak kullanılması gibi.
GARABET: Dilden düşmüş veya çok az kullanılıp heÂnüz ayılmamış kelimelerin kullanılmasıyla meydana gelen fesahat bozukluÄŸu.
GEÇİŞ: İki paragraf arasında bir düşünceden diÄŸeriÂne geçilirken bu düşüncelerin baÄŸlanması.
GERÇEKLİK: Bilimsel araÅŸtırmalarda her türlü öznel öğenin karşısında nesnel olarak geçerliÄŸi olan ÅŸey. Gerçek olan, var olan ÅŸeylerin tümü. Bu anlamda gerÂçekliÄŸin ÅŸu türleri vardır: a. Bilinçten, tasarımlardan baÂğımsız olan varlık. (Düşünülmüş, düşlenmiÅŸ ÅŸeylerin karşıtı.) b. Belli bir zaman baÄŸlantısı içinde yaÅŸanmış olan, yaÅŸantı ve deneylerde somut olarak karşılaşılan ÅŸeyler.
GERİYE DÖNÜŞ YÖNTEMİ: Bir eserde olayların zaman sırasını bozarak geçmiÅŸ bir zamana ya da olaÂya dönme yolu.
GEZMECE: Âşıkların yolculukta uÄŸradıkları yerleri anÂlatan methiyeli veya taÅŸlamalı deyiÅŸler. Gezmeceler 11'li destan veya 8'li kesik (semai) biçiminde söylenir. Gezilen yerler sırayla anlatılırsa sıra gezmece veya sıÂralı gezmece adını alır.
GİRİZGÂH: Kasidelerin nesip bölümünden sonra methiye bölümüne geçerken söylenen beyit veya beÂyitler. Aslı girizgâhdır ve kaçış yeri anlamına gelir. KaÂsideler çoÄŸunlukla bir tasvirle baÅŸlar. Ardından girizÂgâhla asıl amaca geçilir.
GİZEMCİLİK: Aklın yetmediÄŸi alanlarda ve özellikle Tanrı kavramında, gerçeÄŸe gönül yoluyla ya da bir iraÂde zorlayışıyla ulaşılabileceÄŸini kabul eden felsefe ve din öğretisi, mistisizm.
GNOMİK: Anlamlı sözleri nazımla anlatan manzum türü.
GÖNDERİCİ (KAYNAK): Duygu, düşünce ve istekÂlerin aktarılmasında sözü söyleyen kiÅŸi veya topluluk.
GÖSTERGE: Genellikle kendisi dışında bir ÅŸey gösÂteren her türlü nesne, varlık ya da olgu; özel olarak dilÂsel bir gösterenle bir gösterilenin bileÅŸiminden doÄŸan birimdir.
GÖZLEMCİ BAKIÅž AÇISI: Anlatıcı, olup biteni kaÂmera sessizliÄŸiyle arkadan izler. Olay, 3. ÅŸahıs aÄŸzınÂdan anlatılır. ("Okula gitti." gibi.)
GRAMER: Bir dili meydana getiren ses, sözcük yapılıÂşı, sözcük haznesi, anlam deÄŸiÅŸmeleri, cümle kuruluÅŸu gibi unsurları inceleyip kurallara baÄŸlayan dil bilgisi.
GROTESK: Kaba gülünçlüklerden, olmayacak, yaÂbansı ÅŸakalaÅŸmalardan yararlanan, güldürmeyi kaba biçimde de olsa amaç edinen komedi türü.
GÜLDESTE: Seçme manzum ya da nesir yazılarının toplandığı dergi. Antoloji de denebilir.
GÜLMECE: Daha çok "mizah" adıyla bilinen; durumÂların, olay ve olguların gülünç yanlarını vurgulayan yaÂpıtların genel adı.
GÜZEL SANATLAR: Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro vb. insanda coÅŸku ve hayranlık uyanÂdıran sanatlar.
Â
-HHH-
Â
HABNAME: Bir olay, bir kiÅŸiyle ilgili düşünceleri sanÂki rüyada görmüş gibi anlatarak yazılmış eserler. Hâbnameler nesir ya da nazım olabilir.
HAKANİYE LEHÇESİ: Karahanlıca. Türk hakanlıklaÂrında kullanılan bir çeÅŸit devlet dili olmuÅŸtur. KarahanlıÂca, özlüğü ve sadeliÄŸi ile ortak bir Orta Asya edebiyatı meydana getirmiÅŸtir.
HANE: Divan ve halk edebiyatında nazım türlerinin her bir bendi.
HÂKİM BAKIÅž AÇISI: ilahî (Tanrısal) bakış açısı. Anlatıcı, olayları ve kiÅŸilerin iç dünyaları dâhil olmak üzere her ÅŸeyi bilir. (...Okula gitmiÅŸti, sırasına oturmuÅŸÂtu. Ne kadar ÅŸanslı bir öğrenci olduÄŸunu düşünüyorÂdu...)
HALK AÄžZI: Aynı dil içinde ses, ÅŸekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleÅŸim bölgeÂlerine özgü olan konuÅŸma dili.
HALK OZANI: Halk içinde yetiÅŸen, deyiÅŸlerini genelÂlikle sazla söyleyen, sözlü ÅŸiir geleneÄŸine baÄŸlı ozan, saz ÅŸairi, halk ÅŸairi, âşık.
HALK ŞİİRİ: Toplum arasından çıkan ve geleneksel yöntemlere ve ilkelere baÄŸlı olarak halk ozanları taraÂfından yazılıp söylenen veya anonimleÅŸmiÅŸ edebî tür.
HÂLİN GEREĞİ: Bir durum karşısında olması gereÂken tepkiyi vermektir. Hasta olan birine "GeçmiÅŸ olÂsun!" demek hâlin gereÄŸine uygun; "En kötü günüÂmüz böyle olsun!" demek ise hâlin gereÄŸine uygun deÄŸildir.
HAMSE: Divan edebiyatında beÅŸ mesnevinin bir araÂya gelmesiyle oluÅŸturulan yapıt.
HATIRAT: Anılar, andaç. Bir kimsenin kendi hayatını, yaÅŸadığı devrede gördüğü veya duyduÄŸu olayları anÂlattığı yazılardır.
HAZF: "Giderme, kaldırma" anlamına gelir. Bir ifadeÂdeki kelimelerin bir veya birkaçını ya da bazı cümleleÂri kaldırma suretiyle yapılan söz kısaltmasına denir.
HEZL: Alay, eÄŸlence, ÅŸaka anlamına gelen bu sözÂcük, tür adı olarak bir konuyu alaylı bir söyleyiÅŸle iÅŸleÂyen ÅŸiirler için kullanılmıştır.
HİKMET: Dinî-ahlaki konuları işleyen, nasihat eden, atasözleri ve öğütlerle süslü nazma denir. Bu tür şiirler hikemî şiirler diye bilinir.
HİLYE: Hz. Muhammed'in dış görünüşünü ve nitelikÂlerini anlatan manzum ve mensur eser.
HİTABET: Etkili söz söyleme sanatı. Bir topluluÄŸa bir fikri, bir davayı aşılamak, bilgi vermek için yapılan koÂnuÅŸma.
HÜMANİZM: İnsanı evrende tek ve en yüce değer sayan, bu nedenle insana ve insan onuruna saygıyı sağlamak için gerekli koşulları hazırlama amacı güden düşünüş.
HÜSN-İ TA'LİL: Anlamla ilgili bir tür edebî sanat. DiÂvan edebiyatında bir olayın meydana geliÅŸini hayali ve güzel bir nedene baÄŸlama yoluyla yapılır.
Â
-III ve İİİ-
Â
IRMAK ROMAN: Bir kiÅŸinin, bir ailenin ya da bir topluluÄŸun belirli bir zaman dilimi içinde yaÅŸam ve yaÂÅŸayış dönemlerini birbirini bütünleyecek biçimde anlaÂtan roman dizisi.
İBHAM: Bir edebî eserde isteyerek ve bilinçli olarak yapılan kapalılık.
İCAZ: Az sözcükle çok boyutlu, derin bir kavramı anÂlatma sanatı.
İÇ ÇATIÅžMA: Bir kiÅŸinin kendi kendiyle olan çatışÂması.
İÇERİK: Bir yapıtın ya da sanatsal yaratının içerdiği duygular, düşünceler, imgeler kısacası biçim dışındaki tüm öğelerin toplamı.
İÇ KAFİYE: Beyitlerin dize ortasındaki kelimeleri araÂsında kullanılan uyak, iç uyak.
İÇ KONUÅžMA: Roman, öykü gibi kurmaca bir anlaÂtıda kiÅŸilerin içinden geçen ÅŸeylerin aktarımı.
İÇ SES: Kelimenin ön sesle son sesi arasında kalan ses veya sesler.
İÇTENLİK: Sözlü ya da yazılı anlatımda duygu ve düÂşünceleri içe doÄŸduÄŸu gibi doÄŸal biçimde aktarma niÂteliÄŸi.
İCAZ: Bir düşünceyi çok az sözcükle özlü bir şekilde anlatma.
İDGAM: Birbirine yakın iki harfi tek yazarak vurgulu okumak. Örneğin "çakal" yazıp "çakkal" okuma gibi.
İDİL: Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir.
İKİLEME: Anlamı güçlendirmek için aynı kelimenin tekrarlanması, anlamları birbirine yakın, karşıt olan veÂya sesleri birbirini andıran kelimelerin yan yana kullaÂnılması. YavaÅŸ yavaÅŸ, irili ufaklı, aÅŸağı yukarı gibi.
İKTİBAS: Alıntı. Anlamı güçlendirmek için söze ayet ve hadisler katılmasıyla yapılan sanat. Ayet ve hadisler aynen kullanılabilir ya da çevirisinin bir bölümü tercih edilebilir.
İLETİ: Göndericinin alıcıya aktardığı duygu, düşünce, istek ve mesajlar.
İNSİCAM: Sözün düzgün, tutarlı ve birbirine baÄŸlaÂnarak söylenmesi. Sözcükler titizlikle seçilir, art arda gelen cümlelerde anlamlı bir diziliÅŸ aranır.
İMGE (İMAJ): Yazınsal yaratılarda yansıtılmak isteÂneni daha canlı, etkili, görünür kılmak amacıyla zihinÂde canlandırılmaya çalışılan görüntü.
İMGECİLİK: 20. yüzyılın baÅŸlarında E. Pount öncülüÂğünde H. Doolittle ve T. E Hulme'un katılımıyla oluÅŸan üçlünün ortaya attığı daha sonra Lawrence ve Huxley'in de katıldığı İngiliz-Amerikan ÅŸiir akımı.
İNTİHAL: BaÅŸkasına ait eserlerden parçalar alıp kenÂdisininmiÅŸ gibi gösterme. Aşırma.
Â
-KKK-
Â
KAHRAMAN: Olay anlatımına baÄŸlı eserlerde olaylaÂrın akışını en çok etkileyen ve göze çarpan kiÅŸiler.
KAHRAMAN BAKIÅž AÇISI: Anlatıcı, metindeki kahramanlarından biridir. Olayları kahraman kadar biÂlir. Olay, 1. ÅŸahıs aÄŸzından anlatılır. "Okula gittim." gibi.
KALEM ŞAİRİ: Doğrudan doğruya divan şairleri için kullanılan bir sözdür. Bunlar belli bir eğitimden geçmiş sanatçılardır.
KALENDERİ: Saz şairlerinin aruzun mef'ulü mefailü, mefailü feulün kalıplarına göre düzlükleri ve özel bir ezgiyle söyledikleri şiir türü.
KANAL: Göndericinin, iletiyi alıcıya gönderirken kulÂlandığı yol veya araç.
KARAKTER: Kişileştirme işleminde derinlemesine ele alınan oyun kişisi; kendine özgü nitelikler içinde ruhsal gelişimi olan oyun kişisi. Karakterin dış görünüşleri ötesinde anlamı sağlayan iç yaşamı vardır.
KARAVELLİ: Asıl hikâye arasına katılan küçük, müstakil hikâyeler. Bunlar, ibret verici veya güldürücü niteliktedir.
KAPALILIK: Sözlü ya da yazılı anlatımda anlatıcının amacını açıkça söylemediği ya da özellikle gizlemeye çalıştığı durumlarda ortaya çıkan örtülülük.
KAYABAŞI: Halk edebiyatımızda bir koşma türü. Özel ezgiyle okunur. Türkülerin ezgilerine göre bölümlenmesinde usulsüz okunan türküler bölümüne girer. Konuları kır ve köy hayatıyla ilgilidir. Çoban türküsü olarak da bilinir.
KEREM HAVALARI: Saz, baÄŸlama, bozuk düzenler eÅŸliÄŸinde özel bir ezgiyle söylenen türküler. AnadoÂlu'nun hemen bütün bölgelerinde söylenir. Kerem, yaÂnık Kerem, kesik Kerem, kandilli Kerem gibi bölümlere ayrılır.
KESİK: Halk edebiyatımızda hece sayısı 7 ve 8 olan şiirlerin genel adı.
KIYAFETNAME: İnsanların fiziksel görünümlerinden onların kiÅŸiliklerini, ruhsal durumlarını çıkarmayı öğreÂten yapıtlara verilen ad.
KLİŞE: Sözlü ya da yazılı anlatımda çok kullanılan basmakalıp sözleri belirtmek için kullanılır.
KÖY ROMANI: Köy yaşayışını, köylülerin toplumsal sorunlarını konu edinen roman türü.
KURGU: Gerçek olmayan olay ve kahramanlardan oluşan eser.
KURMACA: YaÅŸanmadığı hâlde yaÅŸanmış gibi tasarÂlanmış, kurgulanmış.
Â
-LLL-
Â
LAEDRİ: Yazarı bilinmeyen eserler için kullanılır.
LEHÇE: Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebeplerÂden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu, diyalekt.
LÜGAZ: Herhangi bir varlık ya da nesnenin özellikleÂrini anlatarak ÅŸiir biçiminde oluÅŸturulan bilmece.
Â
-MMM-
Â
MAHLAS: Kimi ozan ve yazarların yapıtlarında kulÂlandıkları deÄŸiÅŸik ad.
MANZUM HİKAYE: Åžiir ÅŸeklinde yazılan hikâyelere manzum hikâye denir. Manzum hikâyelerin öykülerÂden tek farkı ÅŸiir biçiminde yazılmış olmalarıdır. Bu tür hikâyelerde didaktik ÅŸiir özelliÄŸi görülür. Hikâyede buÂlunan bütün özellikler (olay, yer, zaman, kiÅŸiler) manÂzum hikâyede de bulunur.
MAZMUME: Şiir biçiminde yazılan, imge ve sanat değeri taşımayan dil ürünleri.
MAZMUN: Belli bir kavramı anlatan, onu düşündüÂrüp çaÄŸrıştıran kalıplaÅŸmış söz.
MELODRAM: ilkçaÄŸlarda özellikle de eski Yunan'da kimi bölümlerinde müzik çalınan, yer yer ÅŸarkılarla desÂteklenen ancak sözleri ezgili olmayan sahne yapıtı.
MENKIBE: Din büyüklerinin, ermişlerin yaşamlarını, yaptıkları olağanüstü işleri dile getiren öyküler.
MENSUR ŞİİR: Şiir yönü ağır basan düz yazı, şiirce.
MENSURE: Mensur şiir. Duygu, düşünce, yaşam ya da hayalleri şiir inceliğinde anlatan düz yazı türü.
MEÅžRUTİYET EDEBİYATI: Türk edebiyatının tarihÂsel geliÅŸimi içinde II. MeÅŸrutiyet'in ilanından (1908) Cumhuriyet'e (1923) kadar süre içinde edebiyatla ilgiÂli oluÅŸumların tümüne verilen ad.
METİN: Bir yazıyı oluÅŸturan ses, sözcük, cümle, birÂbirini izleyen cümleler bütünü ve onlarla ilgili dilsel düÂzenlemelerin tümü. Basılı veya el yazması parça.
MESEL: Atasözü, eğitici hikâye veya masal.
METHİYE: Bir kimseyi övmek, yüceltmek amacıyla yazılan şiir.
MEYDAN ŞAİRİ: Şiirlerini doğaçlama, saz eşliğinde, sözlü olarak söyleyen şairlere denir. Karacaoğlan, Âşık Veysel vb.
MISRA: Manzum yazıların her bir satırı, dize.
MİTOLOJİ: Mitleri, doÄŸuÅŸlarını, anlamlarını yorumlaÂyan, inceleyen bilim. Bir ulusa, bir dine, özellikle YuÂnan, Latin uygarlığına ait mitlerin, efsanelerin bütünü.
MİTOS: Tarih öncesi dönemleriyle ilgili Tanrı, tanrıça, yarı Tanrı ve kahramanların yaÅŸamlarını, serüvenlerini anlatan, bir toplumun inançlarını, duygularını, eÄŸilimleÂrini, dolaylı bir biçimde yansıtan efsane.
MİZAHİ: İçinde gülmece bulunan, gülmece niteliği taşıyan yazı, karikatür vb.
MONOGRAFİ: Bilimsel alanlarda özel bir konu veya sorun üzerine yazılan inceleme.
MONOLOG: Tiyatroda bir kiÅŸinin dinleyicilere anlatÂtığı, genellikle güldüren olay.
MUAMMA: Âşıklık geleneğinde manzum bilmece.
MURASSA: Birbiri ile kafiyeli olan dizeler. Beyt-i mu-sarra, gazellerin ilk beyitleri (matla') musarra'dır. Her mısrası aynı kafiyede olan şiirlere de musarra denir (musarra tuyuğ gibi). Bu şekilde düzenlenen şiirlerin bir başka adı müselseldir.
MUVAZENE: Nesirde seci, nazımda kafiye yerindeki sözcüğü yalnız vezin bakımından eşit olması.
MÜNŞEAT: Divan edebiyatında değişik konularda yazılan mensur yapıtların ya da mektupların toplandığı eserler.
MÜNŞİ: Divan edebiyatında düz yazı yazan kişiler. Münşilerin yazılarını toplayan dergiler münşeat'tır.
MÜNTEHABÂT: ÇoÄŸunlukla aynı türde kaleme alınÂmış, bir veya daha fazla yazara ait yazılar arasından yapılan seçmelerle meydana getirilmiÅŸ eser; seçme, bir tür antoloji.
MÜSTEÅžRİK: DoÄŸulu milletlerin tarih, din, dil, edebiÂyat ve kültürlerini araÅŸtırıp inceleyen Batılı bilginler. Åžarkiyatçı, oryantalist, doÄŸubilimci kelimeleri de aynı anlamda kullanılır.
MÜŞAARE: Karşılıklı ÅŸiir söyleme. Edebiyat araÅŸtırÂmacıları müşaareyi üçe ayırır: 1. Bir divan ÅŸairinin manzum eserine diÄŸer bir ÅŸairin aynı vezin ve kafiyede nazire yazması. 2. Âşıklar arasında karşılıklı ÅŸiir söyleÂme. Bir âşığın okuduÄŸu beyit veya kıtaya diÄŸer bir ÅŸaÂir aynı vezin ve kafiyede ÅŸiir söyleyerek cevap verir. 3. Edebiyat meraklılarının ÅŸiir karşılıklı okumaları.
MÜTEKERRİR: Murabba, muhammes, müseddes gibi nazım ÅŸekillerinde bentlerin sonlarında tekrarlaÂnan mısra veya beyitler.
MÜZDEVİC: Murabba, muhammes, müseddes benÂzeri nazım ÅŸekillerinde bendlerin sonundaki mısraların birinci bent ile kafiyeli olması.
Â
-NNN-
Â
NAKARAT: Åžiirlerde bentlerin sonunda tekrarlanan mısra veya mısralar. Nakarat, halk ÅŸiirinde baÄŸlama veya kavuÅŸtak diye bilinir. Sözlü musiki eserlerinde ayÂnı söz ve ezgi ile tekrar edilen bölüm de nakarattır.
NAME: Mektup, kitap, risale, ferman gibi anlamlar taÂşıyan Farsça bir kelime. Eskiden kitap türü olarak çok kullanılmıştır. Kıyafetnâme, Hamzanâme gibi.
NASİHATNAME: Dinî konularda öğüt veren eser.
NAZIM: Hecelerin sayısı, vurgusu, uzunluk veya kıÂsalığı gibi herhangi bir bakımdan ritim meydana getiÂrecek ÅŸekilde, kelimeleri düzenli olarak dize, beyit ve koÅŸuk ÅŸekillerinde dizme.
NAZIM BİRİMİ: Åžiirde en küçük anlam bütünlüğüÂnü saÄŸlayan ve kendi içinde bağımsız dize topluluÄŸu.
NAZIM TÜRÜ: İçeriğine ve konusuna göre şiirin kendi içinde ayrılan ve adlandırılan her bir türü.
NEOKLASİZM: 20. yüzyıl başlarında simgeciliğe bir tepki olarak doğan klasik beğeniyi, klasik söyleyişi canlandırmayı amaçlayan sanat ve edebiyat akımı.
Â
-OOO-
Â
OÄžUZ LEHÇESİ: Batı Türkçesi. Batı Türkçesinin içinde Azeri ve DoÄŸu Anadolu sahasını içine alan DoÂÄŸu OÄŸuzcası, diÄŸeri Batı Osmanlı sahasını içine alan Batı OÄŸuzcasıdır. DoÄŸu ve Batı OÄŸuzcaları arasında ilk asırlarda çok küçük saha farkları dışında bir ayrılık mevcut olmamış, bu saha farkları yavaÅŸ yavaÅŸ geniÅŸÂleyerek ancak 17. asırdan sonra DoÄŸu ve Batı OÄŸuzca dairelerini meydana getirmiÅŸtir.
OLAY: Öykü, roman, masal, anlatı gibi edebiyat ürünÂlerinde konuyu geliÅŸtiren, boyutlandırıp akışını saÄŸlaÂyan olguların bütünü.
OLAY ÖYKÜSÜ: "Klasik öykü" de denir. YaÅŸanmış ya da yaÅŸanabilir olayları "serim, düğüm, çözüm" sıraÂsına uygun olarak anlatan öykü türü.
OLAY ÖRGÜSÜ: Konuyu oluÅŸturan olayların birbiÂriyle baÄŸlantısına verilen ad.
OPERA KOMİK: Dokusunda acıklıyla gülüncü baÂrındıran müzikli oyun.
OTOGRAF: Yazarın kendi el yazısı. Eskiden hatt-ı dest (el yazısı) deyimi kullanılırdı.
OTTOVA RİMA: Sekiz mısralı bir nazım ÅŸekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış, sonra Fransız edebiÂyatında, buradan da Türk edebiyatına geçmiÅŸtir. Batı edebiyatında kafiye ÅŸeması, abababcc'dir. Bu ÅŸema bizde deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸrayarak ababcccb ÅŸeklini almıştır.
OYUN: Sahnede oynanmak amacıyla yazılmış yapıtÂlara verilen ad.
Â
-ÖÖÖ-
Â
ÖN SÖZ: Eserin niçin ve ne amaçla yazıldığını belirtÂmek için kitabın başına eklenen yazı.
ÖRNEKLEME: Sözlü ya da yazılı anlatımda öne süÂrülen bir savı, bir görüş veya düşünceyi açıklamak, kaÂnıtlamak ya da onu birtakım ayrıntılarla geliÅŸtirmek için baÅŸvurulan düşünceyi geliÅŸtirme yollarından biri.
ÖRNEKSEME: Dilde yeni bir sözcük yaratmada tutuÂlan yol.
ÖZDEYİŞ: Bir düşünceyi, bir duyguyu, en kısa ve en özlü biçimde anlatan yoÄŸun anlamlı bilgece söz, veciÂze.
ÖZENTİ: Bir sanatçının anlatım yönüyle beğendiği başka bir sanatçıya benzeme çabası.
ÖZLEÅžTİRME: Türkçenin, yabancı dillerden türlü nedenlerle aldığı yabancı kökenli sözcüklerin yerine Türkçe sözcük bulup bunları yabancı sözcüklerin yeriÂne geçirme iÅŸi.
ÖZ YAÅžAM ÖYKÜSEL ROMAN: Konusunu, yazaÂrının yaÅŸamından alan roman.
Â
-PPP-
Â
PANTEİZM: Evrenle Tanrı'nın tek bir ÅŸey olduÄŸunu, evrenin Tanrı'dan, Tanrı'nın evrenden ayrı bir yönü, ayÂrı bir varlığı bulunmadığını ileri süren düşünüş biçimi.
PARAGRAF: Bir yazıda bir düşünceyle ilgili cümleler topluluğuna verilen ad.
PARNAS: 1850 yılında Fransa'da kimi ozarlarca RoÂmantik akımın aşırı duyarlığına bir tepki olarak baÅŸlatıÂlan, ÅŸiirde kiÅŸisel duyguları deÄŸil, ustaca ve ölçülü oluÂÅŸa önem veren okul.
PARODİ: Ağırbaşlı, ciddi bir yapıtın tümünü ya da bir bölümünü, biçimsel özelliklerini koruyarak onu yeni bir özle işleyen yapıt.
PERDE: Tiyatro yapıtlarında, oyunun belli baÅŸlı böÂlümleri.
PLAN: Bir konuşma ya da yazıda söyleneceklerin ilgi ve önem derecesine göre sıralanması.
PLASTİK SANATLAR: Heykel, seramik gibi üç boÂyutlu olan sanatlar.
POETİKA: Åžiir üzerine düşüncelerin ve teorilerin büÂtünü.
PSİKOLOJİ: Herhangi bir edebiyat ürününde, kiÅŸileÂrin kiÅŸiliklerini belirleyen duyuÅŸ, düşünüş, davranış biÂçimi.
Â
-RRR-
Â
RİSALE: Küçük kitap, broşür. İlim veya sanata dair yaÂzılar.
RİTİM: Åžiirde hecelerin vurgu, uzunluk, yükseklik giÂbi ses özelliklerinin, durakların düzenli biçimde yineÂlenmesinden doÄŸan ses uyumu.
RÖNESANS EDEBİYATI: Hümanizme koÅŸut olarak sanat ve edebiyatta baÅŸlayan uyanış ve yenileÅŸme giÂriÅŸimleri sonucunda ortaya konan tüm ürünlere verilen ad.
RÜCÛ: Söz sanatlarından. Bir düşünceyi daha güçlü hâle getirmek için, söylenen sözden vazgeçer gibi davranma.
Â
-SSS- ve -ŞŞŞ-
Â
SADE: Anlatımda, yalın, süssüz, anlaşılır olma.
SAKİNAME: Konusu ÅŸarapla ilgili olan kasidelere veÂrilen ad.
SAKİ: Su veren, su dağıtan kiÅŸi. Divan edebiyatında içki meclisinde ÅŸarap sunan kimse anlamında kullanılÂmıştır.
SALNAME: Yıllık, içinde gün ve ay bilgisi de bulunan, kimi konularda belirli bilgiler içeren kitap.
SAZ ŞİİRİ: Halk edebiyatında genellikle saz eÅŸliÄŸinÂde söylenen ÅŸiir.
SEÇKİ: Edebiyat yapıtlarında seçilen parçaları içeren yapıt.
SEFARETNAME: Osmanlı İmparatorluÄŸu döneminde kimi elçilerin gittikleri yabancı ülkeleri tanıtmak amaÂcıyla o ülkelere gördüklerini anlattıkları yapıtlara veriÂlen ad.
SELASET: Bir yazıda cümle ve kelimelerin akıcı, ahenkli, kolay ve anlaşılır olması.
SELİS: Halk ÅŸiiri nazım ÅŸekli. Aruzun fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün kalıbıyla gazel ÅŸeklinde yazılır. Kafiye düzeni divan, semai ve kalenderi nazım ÅŸekilleri ile ayÂnıdır.
SES KAYNAŞMASI: Sözcüklerin birleşme sırasında aşınmaya uğrayıp bazı seslerinin kaybolması veya sözcüklerin ek alırken seslerini yitirmesi. "Pazar" ile "ertesi" sözcüklerinin birleşmesi sırasında "er" sesinin düşmesi gibi.
SİMGE: Genel anlamda, toplumsal anlaÅŸmaya dayaÂnan, anlamı önceden kararlaÅŸtırılmış, belirli iÅŸaret.
SİMGECİLİK: Şiirde gerçekçiliğin uygulayıcıları olan Parnasçıların tutumuna tepki olarak doğan ve 1885 -1900 yılları arasında gelişerek edebiyat okulu niteliği kazanan akım.
SİSTEM: Dizge. Aralarında ilişkiler bulunan, böylece belli bir işlevi olan bir bütün oluşturacak biçimde etki-leşen nesneler topluluğu.
SOMUT DÜŞÜNCE: Somut olana, maddi olarak ÅŸimdi ve burada olana dayalı düşünme ÅŸeklidir. Bir nesnenin, kendine özgü tüm nitelikleriyle verildiÄŸi bir tasarım, somuttur. Somut düşünme evresindeki bir kiÂÅŸi fiziksel gerçeklikten sıyrılamaz, somut olmayan ÅŸeyÂler üzerine akıl yürütemez.
SOMUTLAMA: Eğretileme, benzetme, örnekleme, karşılaştırma gibi yollarla düşünceyi daha belirgin bir biçimde anlatma.
SOYUT DÜŞÜNCE: Duyulur ve algılanır olandan sıyrılmış, kavramsal düşünme ile varılan düşünce.
SOSYOLOJİ (TOPLUM BİLMİ): Toplumun oluÂÅŸum, iÅŸleyiÅŸ ve geliÅŸim yasalarını inceleyen bilim dalı, içtimaiyat.
SÖYLEYİŞ: Kelimenin ses, hece, ton ve vurgu bakıÂmından söylenme biçimi, söyleniÅŸ, sesletim, telaffuz.
SÖZ YAZARI: Müzik parçalarının metnini yazan kimÂse, güfteci.
SÖZ BİRLİĞİ: Bir dildeki sözlerin bütünü, söz haziÂnesi, söz daÄŸarcığı, sözcük hazinesi, kelime hazinesi, kelime kadrosu, vokabüler.
SÖZ BÖLÜĞÜ: Anlatımın herhangi bir parçası.
SÖZLÜ KÜLTÜR: Sözlü olarak aktarılan kültür öğeÂlerinin tamamı.
SURNAME: Divan edebiyatında, evlenmeler, sünnet düğünleri gibi büyük törenleri konu alan uzun ya da kıÂsa oylumlu ÅŸiirler.
ŞAHESER: Nesilden nesile geçen, benzeri yazılama-yan yüksek değerdeki edebî eser.
ŞİİR GELENEĞİ: Gelenek, bir toplumda çok eskilerÂden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuÅŸaktan kuÅŸaÄŸa aktarılan, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlardır. Åžiir geleneÄŸi daÂha önce yaÅŸamış ÅŸairlerin eserleriyle oluÅŸmuÅŸtur.
ŞİVE: Bir dilin deÄŸiÅŸik kültür düzeylerine göre farklı biÂçimlerde konuÅŸulma özelliÄŸi.
Â
-TTT-
Â
TASAVVUF: Tanrı'nın niteliÄŸini ve evrenin oluÅŸumunu "varlık birliÄŸi" anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akım. Kur'an'da önerilen ve peygamberin hayatında uygulaÂmaları görülen hayat tarzını yaÅŸama gayreti, İslam giÂzemciliÄŸi.
TA'ŞİR: Bir gazelin her beytinin veya bir beytinin üzeÂrine sekiz mısra eklenerek yapılan mu'aÅŸÅŸerdir. Divan edebiyatı nazım ÅŸeklidir.
TAÅžTIR: Bir gazelde her beytin iki mısrasının arasına iki veya üç mısra ekleyerek manzume meydana getirÂmek. Divan edebiyatı nazım ÅŸeklidir.
TEMA: Bir ders programı, bir öğretim ünitesi, bir eÄŸiÂtim etkinliÄŸi için temel olarak benimsenen ve yineleÂnen düşünce ya da konu. Bir konunun, bir düşünceyi belirtmek için iÅŸlenmesiyle ortaya çıkan düşünce. Bir oyunda asal düşünce yanı sıra, o düşünceyi destekleÂyici, renklendirici ya da anlamlandırıcı yan düşünceler yer alır.
TENKİT: EleÅŸtiri. Herhangi bir kiÅŸiyi, bir eseri, bir koÂnuyu doÄŸru ve yanlışlarını dile getirmek amacıyla yazıÂlan metinler. Hedeflenen öğeyi doÄŸru ve yanlış yönleÂriyle tanıtmayı amaçlayabileceÄŸi gibi, bu öğenin doÄŸÂru tanıtılmasını saÄŸlamayı ve bir deÄŸerlendirmeyi de hedef alabilir. Edebiyat sorunlarını ve yapıtlarını konu alan inceleme, yorum ya da deÄŸerlendirme olarak da tanımlanabilir.
TEHZİL: Alay ve şaka yollu yazılmış nazire. Hezl diye de bilinir. Çoğunlukla tanınmış şairlerin şiirlerine vezin ve kafiye taklit edilerek yazılır.
TEMAÅžA: Oyun, temsil, piyes, tiyatro.
TERZA RİMA: Üçer mısralık bentlerle kurulur. Bent sayısı belirsizdir. Tek bir mısra ile sona erer. Kafiye ÅŸeÂması şöyledir: aba bcb cdc ded e.
TESBİ: Bir gazelin beyitleri önüne beÅŸ mısra ekleneÂrek yapılan müsebbadır. Müsebba, musammatlardan bir nazım ÅŸeklidir. Kafiye ÅŸeması şöyledir: Aaaaa (aa) bbbbb (ba) ccccc (ca).
TEVARÜD: iki şairin birbirinden habersiz aynı mısra-yı veya beyti tesadüfen yazması.
TEZKİRE: Divan ÅŸairlerinin hayatlarını ve ÅŸiirlerini geÂnellikle öznel bir bakış açısıyla deÄŸerlendiren eser.
TİP: Bir topluluktaki belirli özellikleri taşıyan bir kimseÂyi, bilinen kalıplar içinde yansıtan, kendine özgü kiÅŸiliÂÄŸi olmayan, daha çok bilinen kalıplardaki insanları gösteren oyun, roman ve öykü kiÅŸisi. Hiçbir ruhsal geÂliÅŸimi yoktur. Davranışlarıyla anlaşılır ve her oyunda ayÂnı yolda hareket eder.
TİRAD: Oyun kiÅŸilerinin uzun soluklu, kesintisizce koÂnuÅŸmaları.
TİNSEL TABAKA: Kültürün maddi öğelerden sıyrılıp kendi özgürlüğüne döndüğü tabaka da tinsel tabakaÂdır.
TRAJİK: Çok acıklı, feci.
TRİYOLE: On mısralı bir nazım ÅŸeklidir. Önce iki mısÂralı kısım, sonra dörder mısralı iki kısım gelir. Birinci kısmın ilk mısrası birinci dörtlüğün sonunda, yine birinÂci kısmın ikinci mısrası ikinci dörtlüğün sonunda tekÂrarlanır.
TULUAT: Karagöz ve orta oyununda olduÄŸu gibi, önÂceden yazılmış bir metne dayanmadan ama örgüsü önceden bilinen, oyuncuların bu örgüye göre o andaki buluÅŸlarıyla konuÅŸarak geliÅŸtirdikleri halk tiyatrosu türü.
Â
-UUU-
Â
UZUN HECE: Arapça ve Farsçadan dilimize geçen sözcüklerde görülen, her zaman uzun bir sesli ile biÂten hece.
ÜÇ BİRLİK KURALI: Tiyatroda yer, zaman ve konu birliği.
ÜSLUP: Duygu, düşünce, eylem ve hayallerin kişisel anlatım biçimidir.
VEZİN: Bir ÅŸiirdeki dizelerin hece ve durak bakımınÂdan denk oluÅŸu, ölçü.
Â
-YYY-
YENİLEÅžME DÖNEMİ: Osmanlı Devleti'ndeki yeniÂleÅŸme dönemi 17. yüzyılın sonundaki Karlofça AntlaÅŸÂması (1699) ile baÅŸlamıştır. YenileÅŸme hareketleri özelÂlikle Tanzimat Devrinde hız kazanmıştır. Tanzimat'la gelen yenilik ve düzenlemeler, hemen hemen yaÅŸamın her alanını kapsamıştır.
YAZIT: Abide, kitabe. Bir anıyı çaÄŸlar boyunca yaÅŸatÂmak için taÅŸ, maden gibi dayanıklı nesneler üzerine kazılan yazı: Orhun Yazıtları.
YORUM: Bir yazının veya bir sözün, anlaşılması güç yönlerini açıklayarak aydınlığa kavuşturma, Bir olayı belli bir görüşe göre açıklama, değerlendirme.
YÖNTEM: Bilimde belli bir sonuca eriÅŸmek için yapıÂlan plana göre tutulan yol.
Â
-ZZZ-
Â
ZİHNİYET: Anlayış. Bir toplumda, bireyler arası farkÂlılıklar bir yana bırakıldığında geride kalan istikrarlı psiÂkolojik yapı ve tüm bireylerde ortak olan bir takım inançlar, yargılar ve temsiller bütünü.
İlginizi Çekebilecek Diğer Konular:
-
İstanbul'da doğdu (1895). Ortaöğrenimini Vefa İdadisi'nde tamamladıktan sonra sınav kazanarak öğretmen oldu. İzmit Sultanisi'nde, ...
-
On Dokuzuncu YüzyılServet-i Fünun Dergisi: 27 Mart 1891-25 Mayıs 1944 2461 sayıMütareke YıllarıEdebiyat-ı Umumiye Mecmuası: 1916...
-
A- İslamiyet'ten Önceki Türk Edebiyatı ( ? - 11.yy ) 1. Sözlü (Åžifahi) Edebiyat: Sav, Sagu, KoÅŸuk, Destan.2. Yazılı Edebiyata)Â...
-
ANDROMAK (ANDROMACHJE)
(Andromak, Helena'yı kaçıran Troyalı Paris'in kardeÅŸi yiÄŸit Hektor'un karışıdır. Hektor'un AÅŸilyus tarafÄ...
-
1- ŞİİRİN ŞEKİL ÖZELLİKLERİ         NAZIM ŞEKLİ:          A) Halk Edebiyatı:          aa- Aşık...
|