Gözlerindeki küskün tebessümle baktı çevresinde beklediği birileri varmış gibi ama beyaz karla örtülü toprak parçası ve mavi gökyüzünden başka kimse yoktu ona eşlik eden.
Hızlıca yüzünü döndü arkasına doğru bir ses mi geldi diye dakikalarca baksa da rüzgârın derin uğultusu onu yanıltıyordu sadece. Biliyordu kimsesizliği ama kalbi bir türlü kabullenemiyordu yalnızlığın böylesini. Çoğu kez biliriz gerçekleri ama kalbimize dinletemeyiz sesimizi. Çünkü o hep bir ses arar, itibarı olmasa da güvenecek bir kalp daha ister yanında.
Bir el uzanırdı bazen bir ele o da bakardı öylece sevinirdi dostluğun bu şekilde işten oluşuna. Sonra bir sürü şey gelirdi aklına, hangisi için dua etsem Allah (c.c) diye. Ama düşünürdü de kabul ederdi Allah (c.c) iyi niyetle söylenen her duayı kaç tane olsada…
O da başlayarak hepsini söylemeye önce şükreder, mutluluğu insanlar için ister sonrada devamını dilerdi.
Peki ya kendisi, için bir şey istemeyecek miydi?
Boş verdi kendisini. Vazgeçti bir kez daha söyleyeceği o son cümleden. İnsan dolu koskocaman dünyada yaşadığı yalnızlığın acısıyla gülmeye başladı bu sefer. Pencerenin kenarına koştu. Kalbi beynine hâkim olmuş bir edayla kıpır kıpır içi. Beklediği ses bu olmalıydı, çareyi neden başka sesi aramakla beklemişti ki.
Çünkü bu sesi beyni ne de sadece kalbi duymuştu bütün yüreğiyle hissetmişti. Fazla beklemek istemedi ve ezan sesinden sonra hemen koştu namaza.
Yalnız değildi dopdoluydu kalbi. Ne çaresiz mırıldanarak dualarını dilediğiyle en büyük kimsesi…
DİLEK GÜLER
MUŞ KIZILAĞAÇ BELDESİ
ÖĞRENCİ