|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
|
BAŞLIK: DESTAN-I GÜLİZAR
DESTAN-I GÜLİZAR 3 yıl, 4 ay önce #296
|
destân-ı gülizâr
“simsiyah sayfada bembeyaz bir yazıyla şiir, gülizâr ile başlar… … ve destan-ı gülizâr ile biter. şairlik sizin olsun...” gülizâr gözün aydın günün aydın şen ola duman duman geldiler bir köşede üç muştu sonra yağdılar tek tek ağdılar sağa sola alnımı tuttular da geride tadı kaldı ey gülizâr atalet ellerimde buruştu kerem’i ve mecnun’u dahi ferhat’ı kaldı en güzel şiirimi ben sana yazacaktım dağıt endamını bak segah ‘sürgün ülkemde’ ne resimler silindi neleri kaldı yarım ey gülizâr sevin ki ruhum kanadı kaldı fetvalar yırttı gönül en keskininden hem de ne temaşası kaldı ne de biadı kaldı haydi çarmıha gerin uğraşıyla bekir’i mem sana mı kaldı yanıp yanıp tutuşmak ey benim çakır hücrem ey sevdalar bakiri geride açık mezar kürt’ün zılgıdı kaldı gülizâr serim bağım avurtlarımda zambak saçım sakalım ağdı zin’e ırgatı kaldı nakşibendi tövbem dur etmedim farzet yemin beynime dalan nurdan kaldırın o ricâli doksandokuz zikirden ağlaşıyor tüm zemin artık hiçbir cevvalin ne izahatı kaldı ne de bir tamlaması dökülürken mecâli yine allah demişim hayy tesbihatı kaldı kaçak nebi ay nebi dövüştürelim gel de âsapları bir hayk’ta ezip dağa kaçalım aşkın neşriyatından uzunca bir tünelde külleri göğü ağan volkan afatı kaldı gülizâr sığınağım gözlerimde kıvılcım vurgun yedi nefesim kalem anıtı kaldı daha ağlama sakın her hücrende bir irfan sana rüzgarda sergin upuzun saçlar gerek bilirim biliyorum seyrek kelâmım zindan namık kemal yüzünden dik kıraatı kaldı ben değilim sultana kafa tutan efelek ey gülizâr nurunun zor istibdâdı kaldı postallar palet palet ezerken kerbelâ’yı sana yandım gülizâr sensin zeynel’e ferah dünyâ zalim bir saray savmadan kör belâyı dizim çözüldü birden dehre hayratı kaldı ey barut nazlım benim intiharım ki günah ne basrası kerkükü ne de bağdatı kaldı kılıç şakırtısında dindi ebû müslim’in ruhların göçü sıra ruhundaki murakıp bu yer kimin enkazı şu zerr-i semâ kimin göğsünde gençliğimin saf cevherâtı kaldı ey benim aşk iksirim gitme beni bırakıp ruh-ı mecruhumun tek hûş belâgatı kaldı şems’e doğmuşum ey yâr girmediğim gün mü var yanına huzuruna o mahfuz dergahına ravza-î hayâlinden sıtrederken sükutlar âh o masum iklimin kır hissiyatı kaldı yığınağım gülizâr medet aşkın şahına pervânesi olmuşum gör saltanatı kaldı dandanakan amadem gazneli’nin sırtına selçuklu’dur serverim ne devletler kurarım ne devletler yıkarım benzim cenkte fırtına cenk kurudu gülizâr hâle sebâtı kaldı salladı meyvesini bûseler çakım çakım aşk meydan uğraşında bana isnadı kaldı durulma hazzın ile zamanı dört köşeden ardım sıra dostlara paye paye taht eyle sakınmak elbet hata gizlice kör neşeden o zeytin gözlerinin artık naatı kaldı ey gülizâr durulma sabaha kadar böyle satır satır destanın berk itaati kaldı yedi nevruz eskittim yedi geliş ve gidiş yedi nevruz yüzümü tanır kaldığın şehir ey kuytumda tebessüm ey nabzımda direniş sabrın ne meş’âlesi ne barikatı kaldı ey gülizâr gül destem tutuştu cümle nehir rahmetin ne diclesi ne de fıratı kaldı maturidi’m hele gel yolunda sakla beni aklımı yitirmişim darmaduman matemdir eşari’den uzak tut mihrinle akla beni turaç oldum kanadım gözüm karadı kaldı saf tutmuşum safımdır hesaba münker-nekir senin senden başkaca yâr tembihatı kaldı şahidim ol gülizâr göğe baskın maviler kapkara kesilmişim toprağa sığamadım can havli haykırışım örtündüğüm her seher dağları ağlattım da çehreme yâdı kaldı gülizâr şahidim ol örslediğim her adım bir şahin gagasında telaşa yadı kaldı dadaloğlu otur da seyran edelim ardan kimin nefsi yamandır saçılsın birer birer göğercin nazeninden zeytinyağında nardan kimin kimde yetimlik edebiyâtı kaldı ey gülizâr ağlama çat o kaşlarını ger sevdamdan parsel parsel bâki anlatı kaldı çağırın o bâbek’i gelsin nirânda ruhum isyan edelim göğe o yalçın yurdumuzla içelim zemzemini içelim yudum yudum âh o keyf-û seherin şimdi irâdı kaldı o kızılca kıyamet yıldırım ordumuzla bulutları sağarken hırsın miladı kaldı hani gelip yanıma beni izleyecektin hani uyanmadan ben gidecektin sessizce ey gülizâr bilmezsin bu âlem öyle çetin cümle hayalîn artık ıssız feryadı kaldı diril yeniden diril çağımın ki hissizce çalakalem yontulmuş bedi sanatı kaldı dile gel karac’oğlan dile gel de muhabbet elif alfabem oldu darağacında tahtım dile gel kâlemimden çağlayan bu emanet kırıldı bölük pörçük dik hurufâtı kaldı ey huzur-u mahşere demirlediğim ahtım yetmedi yedi nevruz tek arasat’ı kaldı ‘binbirinci gece’den kalan bütün masallar fars’ın cengâmesinde dolunaylarda ateş ey benim ibadetim ey gerdanlığı bahar anam bacım kıymetim ilâhi şâdı kaldı bitti artık masallar şehriyâr doğdu güneş ne cennetten sarayı ne şehrazat’ı kaldı boğazlandı yazımlar cevher taşıdı köşkün ‘isim ateş arası’ yaralandı baykuşlar âh hasretin membaı âh o özleme sürgün kulağımda salahın beş nasihati kaldı eğildi gövde gövde kıblegâhım bahtiyar ne kâlû belâ andı ne müşkülatı kaldı vardığımda şehrine vaktiyle apak giyit yedi nevruz toz toprak sancısı dirhem dirhem kurul köşene titre titre ey şehr-î seyit kasavet tutsağında hay’a vuslatı kaldı ey gülizâr sevdiğim nergis çağımda ilkem yalavaç kokusundan al salâvatı kaldı işkilleri killenen ben mi kaldım yalnızca en hırçın hüzünleri devşiriyor zemheri söyleyin hatayî’ye coğrafyam ki arsızca buz heykeller dikiyor nurdan abadı kaldı delişmendi vadiler sıradağlar serseri o müthiş kasırganın dingin ifşadı kaldı kaldır başını kaldır gözyaşına kıyamam kurbanı olduğum ki o vakur duruşundur değil bin kez ölmüşüm çürümüşüm bu ahkâm okyanus söndüremez dehrin sıratı kaldı ey gülizâr şahidim şu ezan dil-i hûndur dik tut başını kaldır azmim ıradı kaldı afşın hey kara bahtım mutâssım’a ne oldu türk’ü türk’e vurduran ilm-i hâlef mi neden bâbek’e nasıl kıydın nice lalezâr soldu nicesinden bugüne azgın fesadı kaldı ey gülizâr kirpiğin inci çiçeği temren her bağır delişinden ay serâzadı kaldı yunus neyi buldun ki neyi bulup yerledin yeryüzü baştan başa meyhaneler sokağı hangi eri kızladın hangi kızı erledin yalnız taptuk gönlünde salgın dilşadı kaldı çayır çimen dilinde kuru buğday başağı bir de anadolu’da kızgın efradı kaldı doymadı mı dört kapı duymadı mı hiçliği bu kadar zor mu idi kırk makamın kırkında felek savurdu inan fermanında güçlüğü soldu amenna solsun solgun suratı kaldı hâce ahmet yesevi dergâhı’nın çarkında pişmenin ne hadisi ne tefsirâtı kaldı ey emir temur davran tarih türk’le başlasın vurdurduğun başlar az gayzım sarstı sivas’ı haydi kalk ayağa da baskın yemişim baskın kara dinli mahallin kında zekâtı kaldı alnımdaki yazının ey ukbâ-i ferdası zırhın ne sağlamlığı ne şatafatı kaldı gelme istemem gayrı boylum boylum derine batıp da çıkıyorum yağlı urgan hapsinden kim çalsa penceremi sûretinin yerine secdeler üşüşüyor dosttan saladı kaldı o müthiş merhemiyle yaraların hepsinden geriye şafakların bak hatıratı kaldı atam ilteriş doğrul esâretim okunur kurt yeleli tuğlarla hürriyeti tutalım tutalım yakasından ahlata inerken nur doğrul ilteriş artık çarkın hasadı kaldı ey gülizâr onyedi civanımdandır yalım koca koca dağlarda gür harabatı kaldı sokak sokak savruldu derme çatma köselem sabahın soğuğunda açılmadı perdeler ey benim ahiretim çözülmeyen meselem şehrin ne parkı barkı ne de sabadı kaldı benim dediğim şehir birden yarıldı yer yer en matrak matemiyle beyaz mabudu kaldı haydi aç kuyuları devrilsin tüm kafalar zerre aman dilersem utançtır gençliğimle aksın şahdamarımdan oluk oluk kanım var korksun kuyucu murat celâli bâdı kaldı ne mutlu ey gülizâr hançer yemiş çiğimle cinnettin püfür püfür yalgın imbatı kaldı şeyh bedrettin duydun mu torlak’tan börklüce’den obalar köyler yanmış benim adım verilmiş göğermiş bu başım ki billâh buyruk yüceden dinin ne tebligatı ne de cihadı kaldı ey gülizâr gözlerle görülmez bu tükeniş imanımın kurtlanmış gök cerahatı kaldı kuşat beni gülizâr sevdânı kuşanmışım yeni yetme erlerin velvelesinden miras tüm kılcal damarlarım virânesiyle hışım bir vakt-i selâmetin yılmış sedadı kaldı delindi gözlerimde ceylan derisinden nas şefkâtin merhametin yırtık kağıdı kaldı setterhan ey setterhan silkin toprağımda hin dudağımda bin yıllık kanlı bir istilâ var ey yanağı memleket özgürlüğüme perçin yılmışım bileğimin ne bir takati kaldı ne bir direnmişliğim ne de uluğ iftihar kor göğsümde imtina yârin tokadı kaldı hızır paşa hayırdır nefsi emmâre niyet pir’im sultan sazında tarihe mi döküldü etmedim farzet seni sevgiliye şikayet ey gülizâr ayn’ında şirkin necâtı kaldı değersin ey değersin can sokakta söküldü mezar mezar bozkırda yâr sadakati kaldı albız alsın canını atsız atam bu ne hâl sayfa sayfa taşardı yüklediğin itibar şimdi cansız bir yığın diktiğin koca balbal ne bir kurt başlı tuğu ne de pusatı kaldı atam el çek üstümden ölsün artık bozkurtlar ne akil ‘ruh adam’ı ne de kürşad’ı kaldı sorun nesimi’ye de derlesin buram buram aklın onmaz kahrına yürüdü buğz taunu tutun meydanı tutun dağlansın gökçe yaram bugüne dilden dile tunçtan imadı kaldı vâveylâ ey gülizâr bent eyleme zebunu dost hasmına varınca hallac’a kadı kaldı topla gözyaşlarımı dudaklarınla avut o eşsiz ihtişamın heyecanı biter mi güne erişmez miydi kaf’a tutunmuş sübut ey gülizâr anka’nın kırık kanadı kaldı alnımın ortasında çağıldarken bir mermi kıskanç öykülerimin yorgun kıratı kaldı ey gülizâr aşkınla işledin petek petek bağbanı bir tek sensin sinemdeki bahçemin geç kalmış yığılmışım serildim yorgan döşek korku sardı gülizâr hâl sekeratı kaldı molozlara yaslandı çayır çimen lehçemin ne bir nakkaşı kaldı ne bir hattatı kaldı tarihim ki irabım hitabım mı düzelsin sözün şarlatanını alnından çivilerim bilmez misin kabımı taştığında bir esin tohumlanır rengârenk şimdi iladı kaldı anla beni gülizâr çatladı serim serim afşarım demir kıran oğuz inadı kaldı kopartın zincirini tebriz’in şehriyâr’da sırılsıklam zulmeti alazlanır zındığın vurun başını tezden ateşperest diyarda yüzyıllardır haykıran imanın odu kaldı seyreyle ey gülizâr haysiyetsiz sandığın bu delirmiş peykanda senden miradı kaldı ihtirâm eyledim ki görmedi gözüm mehli hafız’ın divânı’ndan cemâlini aradım beyitlerde kaybolan mecnûni kelam ehli gömdü maziye derdi mevtin azadı kaldı ey gülizâr duyma sen çığlıklar salkım salkım koçak türkülerime ömrün ağıdı kaldı haydi sarıl geceye gizlediğin o camla sarıl bütün gizemler sadece sende dursun başka başka âlemden gezlediğin selâmla zan tutuştu gülizâr aşkın beratı kaldı yalnız sana susadı bozulan bütün efsun mülemma huzurumun pür itiladı kaldı atam dedim sarıldım mahtumkulu bu nedir hani kapılar vardı allı yeşilli aklı bana mı gücü yetti sarındığım medcezir ya tut göğsümden beni namın cellâdı kaldı ya da tamamen devir yolum keskin sapaklı iblisler çepeçevre bahtın sıfatı kaldı okşamadım zülfünü ne gam dilimde düğüm ben uzattım saçımı gayrı sürsün vâyeyi ey gülizâr korkun mu darmadağınık ölüm hazana bir oyuncak ins’in irşadı kaldı açılsın kara toprak alsın bu hikâyeyi müstafi bir ikrârın gök sefahatı kaldı dindir çehreni dindir firakın da şerefi bir izzeti var elbet çehrende güller açsın cümle güller adaktır isme vuku selefi fuzuli’ye andolsun bülbülün adı kaldı kaç buğuyu tutar ki bu kitabelik yazın mısra mısra şiirin eyvah imdadı kaldı bilensin kuzey güney doğu batı perdesiz devranın pusulası yalnız seni gösterir tutulunca semahı yüreğin gibi temiz ne seyri sabaha dek ne semahatı kaldı şaşkınlığında kumlar sahiller boyu cebir ey gülizâr ne camı ne de saati kaldı her gelişim umuttu her gidişim bir ölüm gülizâr sere serpe aktığımda o şehre ne sen beni gördün yâr ne de ben seni gördüm o şehirde aşkımın ulvî maksadı kaldı şimdi o âh û vâhlar basarken çepeçevre güres’te çay deminin acı hoyratı kaldı ben ettim sen eyleme âb-ı nisanın sihri zây oldu dem arakı çiçek çiçek portakal buğulandı aniden nâr-ı beyzalar cehri gözyaşına karıştı vakte firkâti kaldı anemon düşüm benim dillerimde infial sarkıt pencerelerde âb-ı balâdı kaldı ey gülizâr kokunda değil karanfil iklim misk û amber deseler ciğerlerim ki lisan ben değilim elbette daim cemre müdavim sana çocukluğumun son serenadı kaldı vakit geç değil daha düş takvimi ey nisan mahşere dek mühürlü aşkın üstadı kaldı |
|
Son Düzenleme: 3 yıl, 4 ay önce Düzenleyen Sezgin.
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.31 saniye









