Eleştiri (Tenkit)

  • Şiir, tiyatro, hikâye, roman, resim, heykel, film gibi bir sanat veya düşünce eserinin, zayıf ve güçlü yönleri göz önünde bulundurularak gerçek değerini belirleme amacıyla yapılan inceleme sonucunun anlatıldığı yazı türüne “eleştiri (tenkit)” denir.
  • Bir kimsenin kendi eleştirisini yazarken ortaya koyduğu esere “otokritik” veya “özeleştiri” denir.
  • Eleştirinin amacı, iyi ve güzel olan sanat yapıtının değerini ortaya çıkarmak, sanatı iyi ve güzel olmayandan kurtarmak, kalıcı bir niteliğe kavuşturmaktır. Ayrıca kötüye, çirkine, iyi ve güzel olmayana fırsat vermeyerek; sanatçıyı daha güzel, daha güçlü, daha olgun, daha başarılı eserler yaratmaya teşvik etmektir. Okura, izleyiciye ve sanatçıya kılavuzluk yapmaktır.
  • Eleştirmen, hangi sanat eserini eleştirecekse o sanat dalının gerektirdiği birikime sahip olmalıdır. Bu birikim; o alana ait geniş bilgiye ve kültüre sahip olmakla, dünle bugünün sanat meselelerini çok iyi bilmekle, başka milletlerin de önemli sanat eserlerini ve sanatçılarını etraflıca tanımakla sağlanabilir. Bu yüzden, eleştiri yazmak kolay bir iş değildir. Eleştirmen; bir eseri veya kişiyi şekil, ruh, konu ve anlatım bakımından inceler.

Tanzimat Döneminde Eleştiri

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Edebi Tenkit (Eleştiri)

  • 1860'tan sonra batı kültürünün etkisinde kalan ve Türk edebiyatını yenileştirmeye çalışan yazar ve şairler, Divân edebiyatının etkisiz hale getirilmesi düşüncesinde birleşirler. Tanzimat edebiyatının ilk dönemindeki tenkitler Divân edebiyatının esasları ve özellikleri üzerinde toplanır. Ziya Paşa ile Namık Kemal bu tenkitlere öncülük eder.
  • Ziya Paşa, Hürriyet gazetesinde çıkan "Şiir ve İnşa" (1868) makalesinde Divân edebiyatına hücum eder. Asıl Türk edebiyatının Halk edebiyatı olduğunu iddia eder. "Gayrı milli ve suni" olmakla suçladığı Divân edebiyatını 1874'te "Hârâbat Mukaddimesi"nde tekrar savunur.

Biraz Daha Hakikat (Eleştiri Örneği)

"Dekadanlar" makalesini yazan zat: "Bizde birtakım genç edipler var, bunlar lisanı berbat ediyorlar, yazdıklarından bir şey anlaşılmıyor, bunlara 'Dekadan' denir, Çünkü Fransa'da böyle bir meslek-i edebî (edebî akım) mürevviçleri (yürütücü­leri) vardır ki yazdıkları anlaşılmaz ve onlara 'Dekadan' derler; işte bizde yeni peyda olan (çıkan) bu edipler de 'Deka­dan'dır, meslekleri 'Dekadanlık'tır." diyordu. Yani bizde "De­kadanlık" mesleğinin mevcudiyeti (varlığı) bir isnat suretiyle (suçlama şeklinde) meydana çıkmış oluyordu.

 

Ahmet Mithat Efendi Hazret­lerinin "Dekadanlar isnadı­na (suçlamasına) mukabe­lede bulunan (karşılık ve­ren) oldu mu? Dekadanlık iyidir, Mithat Efendi şu nok­talarda yanılmıştır" gibi ce­vaplar veren bulundu mu?  

 

Hayır. Bilâkis, hiç kimse "Dekadanlık" üzerine almadı, red­detti. Bu ispat ediyor ki, vehmolunan (sanılan) "Dekadanlık" bizde yoktu.

 

Artık şu bî-mânâ (anlamsız) "Dekadan" sözünü bırakalım da daha muvafık (uygun) bir tabir ile (terimle) "Servet-i Fünûn Edebiyatı"ndan bahsedelim. Çünkü bu yanlış "Dekadan" sö­züyle "Servet-i Fünûn"a yazı yazanlar ve yazdıkları şeyler kasdolunuyordu.

"Dekadan", Fransa'da, Sembolizm'in yayıldığı sırada, onları kötülemek, eleştirmek, onlarla alay etmek için söylenmiş "geri­ci" anlamına gelen bir sözdü.

Hüseyin Cahit Yalçın

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Yeni yılı kutlamak için yazılan kasidelere "sâliyye" adı verilir.
Perşembe, 05/24/2012 03:56
Telif Hakkı © 2012 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.