Tevfik Fikret
İstanbul'da doğdu. Asıl ismi Mehmed Tevfik'tir. 1888'de Galatasaray Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Farklı birimlerde memurluk yaptı. Hat ve Fransızca dersleri verdi. 1892'de Mekteb-i Sultani'ye Türkçe öğretmeni olarak atandı. 1896'da Servet-i Fünûn dergisinin Yazı işleri Müdürlüğü'ne getirildi. Bir süre sonra dergideki görevinden ayrıldı. 1906'da Robert Koleji'nin hemen yanında bir ev yaptırarak buraya "Aşiyan" adını verdi. Eşi ve oğlu Halûk'la birlikte buraya yerleşti. Ağır bir şeker hastalığına yakalandı. Kolundan olduğu bir ameliyattan sonra yaşamını yitirdi.
Edebi Kişiliği - Sanat Anlayışı:
Küçük yaşlarda şiir yazmaya başladı. Başlangıçta Muallim Naci ile Recaizâde Mahmut Ekrem şiirleri arasında uzunca bir arayış dönemi geçirdi. Daha sonra Fransız şiiriyle tanıştı. Özellikle François Coppe'den etkilenerek kendi şiirini yaratmaya koyuldu. Aşırı titiz tutumu, en küçük ayrıntılar üzerinde dikkatle durmasıyla kendine özgü bir üslup yarattı, döneminin tüm edebiyat ve şiiri üzerinde etkili oldu. Biçimsel kaygıları göz ardı etmedi, sürekli yenilik aradı.
Tevfik Fikret; özgürlük, devrim, hak ve insanlık şairidir. Şiirlerinde, sağlam bir nesir yapısı; kendinden önceki şairlerde görülmeyen iç ve dış yenilikler; toplumsal konular; biçim, kafiye serbestliği; ustalıklı bir aruz görülür.
Türk şiirinde insan, bilim, fen, teknik sevgisi onunla gelişir. Şiirimizi, iç gözlemden dış gözleme, mistisizmden dinamizme kaydırır. Türk edebiyatının Batılılaşması hareketinde bir dönüm noktası olan Servet-i Fünûn akımının en önemli şairi Tevfik Fikret'tir. O, "Yerinde kullanılmak koşuluyla her kelimenin ayrı bir kuvveti, ayrı bir tabiatı, ruhu vardır, Halka bildirmek ve anlatmak için yazdığımız makalelerde en basit, en açık kelimeleri tercih edelim. Ancak diğerlerini de yeri geldikçe edebi zevkle ihtiyaç oldukça yazmak için saklayalım." görüşündedir.
Usta şair, aruzu, Türkçenin söyleniş ahengini bozmadan başarıyla kullanmış, anlamı birden çok beyitte tamamlayarak şiire konuşma dilini getirmiştir. Ayrıca şiirin konu alanını tamamen genişletmiş, bir söz kompozisyonu, sağlam, ahenkli bir şiir dili meydana getirmiştir. Şiirimize getirdiği yeniliklerle geleneksel olmaktan kurtulmuştur.
Tevfik Fikret'te mısra hâkimiyeti yoktur, cümleler, mısralara hâkimdir.
Cümleler, akışa göre nerede bitmeleri gerekirse orada biter. Böylelikle bir cümleden birkaç mısra kurulabildiği gibi, cümlelerin sonu da mısranın herhangi bir yerine denk gelebilir.
Ayrıca eski nazmın "müstazat"ını genişleten de yine ünlü şairdir. Avrupa nazım biçimlerinden "sone"yi ilk kullanan, aruzu imaleden, zihaftan kurtaran, Türk dilini aruza başarıyla uygulayan odur.
Tevfik Fikret, özellikle parnasizmden etkilenmiştir. Biçime verdiği önemle parnasyenlere yaklaşmasına rağmen, öz bakımından romantikleri çağrıştırır. Cenap Şehabettin'in deyişiyle: "Büyük fakat zarif ve para yakışmayan parmakları kalem ile fırçayı bırakmaz. O, aynı zamanda iyi bir ressamdır da..."
O, Divan edebiyatıyla bütün bağlarını koparmış, şiirlerinde hem öz bakımından Batı edebiyatının, özellikle Fransız edebiyatında parnasyen adı verilen şairlerin etkisi altında, gözleme dayanan, kişisel duygular yerine dışarıda görülenleri anlatan, biçim kusursuzluğuna önem veren şiirler yazmıştır.
Tevrik Fikret, sanatı yalnız güzelliğin peşi sıra koşmaktan kurtarmış, bir topluluğu kuran bütün bireylerin ortaklaşa hayatlarıyla ilgili bir gayeye yöneltmiştir. Bunun içindir ki memleketin haklarını, hayatını, düzenini tehlikeye düşüren her türlü siyasal ve sosyal baskıların, bağnazlığını, cehaletin, ahlaksızlığını karşısında durmuş, 1901'de Servet-i Fünûn dergisinden ayrıldıktan sonra sanatını tamamıyla toplumun hizmetine vermiştir.
1901'e kadar yazmış olduğu şiirler, tabiat ve yaşanmış bazı olaylar karşısında bireysel bakış açılarından ibarettir. Bu tarihten sonra yazdığı şiirler, sosyal bir özellik kazanır; vatan, millet, adalet, hürriyet gibi toplum davalarını savunur. Hürriyet, Fikret'in üzerinde en çok durduğu kavramlardan biridir.
Eserleri:
-
Rübab-ı Şikeste
-
Haluk'un Defteri
-
Rübabın Cevabı
-
Şermin
-
Tarih-i Kadim
Eserlerinden Seçmeler:
Rübab-ı Şikeste
1900'de yayımlanan bu şiir kitabı iki ayda tükenir. Kitapta toplumsal sorunlara eğilen şiirlerden çok, bireyci şiirler yer alır Bu şiirlerinde aşk, hayat, tabiat, bunaltı, çocuk vb. temalar ele alır. Şiirlerde günlük konuşma diline yakın bir dil vardır. Kitaptaki şiirler, betimleme ve öykülemeye yaslanan bir anlatım, ahenkli ve ağdalı bir dil, romantik ve melankolik bir anlayışla ortaya konur. Ayrıntılı betimleme yapmadaki ustalığı, ressamlığına bağlanır
Haluk'un Defteri
1914'de yayımlanan ikinci şiir kitabıdır. II. Meşrutiyetten sonra yazdığı şiirleri içine alır. Şiirlerde toplumsal eğilim ağır basar. Kitaba adını veren birinci bölümde şair, oğluna ve Osmanlı gençliğine çalışkanlık, yurt sevgisi, hak ve hukuktan yana olma gibi erdemleri öğütler.
Rübabın Cevabı
1911'de basılan "Rübabın Cevabı"ndaki şiirlerde halkın acılarını, zorbalıkları, baskı ve haksızlıkları anlatır. Şiirleriyle ittihat ve Terakki yönetimini kıyasıya eleştirir.
Bu kitapta yer alan "Tarih-i Kadim'e Zeyl" başlıklı şiirde, kendisini eleştiren Mehmet Akif Ersoy'a yanıt verir. Din ve doğa konusundaki görüşlerini açıklar. Kendisinin, doğanın bir izleyicisi olduğunu söyler.
Şermin
1914'te yayımlanan "Şermin"de yalın bir dille yazılmış, kısa l dizelerden kurulu, dolaysız bir anlatımın egemen olduğu çocuk şiirleri yer alır. Şiirler hece ölçüsüyle yazılmıştır. Eser, çocuk ruhuna seslenen canlı doğa betimlemeleri, oyun ve öğüt manzumeleri ile çocuk edebiyatımızın ölmez eserleri arasında yer alır.









