İbrahim Alaaddin Gövsa
Düşsel (Fantastik) Anlatım
Divan Nesri ve Önemli Nesir…
Tevriye (İki Anlamlılık)
| Edebi Sanatlar (Söz Sanatları - Lise1) |
|
Bir sözün, asıl anlamından başka bir anlamda kullanılmasıdır. Örnekler: "Kara bulutlar sarmıştı yurdumun ufkunu." Bu dizede "kara bulutlar" sözü "tehlike, kötülükler" anlamında kullanılmıştır. "Otomobil uçar gider." dizesindeki "uçmak" fiili de mecaz anlamda kullanılmıştır. BENZETME (TEŞBİH) Ortak yönleri olan iki kavramdan, zayıf olanın güçlü olana benzetilmesidir.
Tam bir benzetmenin dört öğesi vardır: Burak arslan gibi kuvvetlidir. Benzetilen: arslan Benzetme Yönü: kuvvet Benzetme Edatı: gibi Bu örnekte "Burak", güçlülük yönüyle "arslan"a benzetilmiştir. * Bazı benzetmelerde benzetme yönü söylenmeyebilir: Örnekler:
* Kimi benzetmelerde ise yalnız "benzeyen" ve "kendisine benzetilen" olmak üzere iki öğe yer alır. Beliğ teşbih (teşbih-i beliğ) adını alan bu benzetmeler, edebiyatta en sık kullanılan benzetme çeşididir. Örnekler: Gül yüzün neden gülmüyor? Benzeyen: yüz Benzetilen: gül
"Gönlüm güller içinde, ruhumda deli rüzgâr" Örnek Soru:
Çözüm: B ve D seçeneklerindeki dizelerde "teşbih" (benzetme) var. B'de "deniz", "ejder"e benzetiliyor. Bu benzetmenin iki öğesi var: benzeyen, kendisine benzetilen. D'deki benzetmenin dört öğesi de var. Benzeyen: gölge Dört öğesi de olan böyle teşbihlere "mufassal teşbih" adı verilir. Yanıt: D
İSTİARE (EĞRETİLEME)
İstiare, bir varlığın geçici olarak başka bir varlığın adını ya da özelliğini almasıdır. Yalnız "benzeyen" ve "kendisine benzetilenin" olduğu bir benzetmede bu iki öğeden biri kaldırılırsa istiare ortaya çıkar. Bu tanım kısaca; "Taraflarından biri kaldırılmış beliğ teşbihe istiare denir." biçiminde verilir. Örnek: Melek kızım ağlamış mı? "Melek kız" sözü bir beliğ teşbihtir. Bu cümle "Meleğim ağlamış mı?" biçiminde söylenirse "meleğim" sözünde istiare olur. 1) Açık İstiare
Örnekler: "Ceylanım gel, gel!" dizesinde sevgili, "ceylan"a benzetilmiş ve yalnızca kendisine benzetilen (ceylan) söylenmiştir.
2) Kapalı İstiare Benzeyen söylenir, kendisine benzetilen söylenmez; kendisine benzetilenin bir özelliği belirtilir. Örnekler: "Gözlerinden içti gönlüm neşeyi"
Temsili İstiare Bir kavramın kendisiyle benzerlik ilgisi olan varlık ya da kavramlarla anlatılmasına denir. Yahya Kemal'in "Sessiz Gemi" adlı şiiriyle "ölüm" kavramını anlatması bir temsili istiare örneğidir.
KİŞİLEŞTİRME (TEŞHİS)
Örnekler:
Ruhumla bir dost gibi anlaşırlar geceler." "Gecelerin ağlaşması" ve "ruhla anlaşması" kişileştirme örnekleridir. "Senin tutkunla mecnun geziyor, güneş ve ay." Gezmek insanın özelliğidir; güneş ve ayın gezmesi kişileştirme örneğidir. Aşağıdaki dizelerde kişileştirme örnekleri vardır: "Rüzgâr susmuş, ses vermiyor; nedendir?" "Bahçemizde açılmaz, seni görmezse çiçekler Sahil seni, akşam seni, rüzgâr seni bekler." İNTAK (KONUŞTURMA)
Örnekler: "Serilip hak-i hakarette vatan can veriyor. Yetişin son nefesimdir, gelin imdada! diyor." ikinci dizede vatan konuşturulmuştur. Yunus Emre'nin, "Benim adım dertli dolap, Suyum akar yalap yalap" dizelerinde de bir su dolabı konuşturulmuştur. MECAZ-I MÜRSEL (DÜZ DEĞİŞMECE)
Örnekler: "Erzurum, olimpiyatlara katılacak üniversiteli sporcuları bekliyor." Bu cümlede geçen "Erzurum" sözcüğü "Erzurum halkı" yerine kullanılmıştır.
"Namık Kemal" sözü ile sanatçının şiirleri ya da başka eserleri anlatılmak istenmiştir. - Bir yer söylenip içindekiler anlatılmak istenebilir: "Necati Bey'in evini şu dükkâna soralım." "Dükkân" sözü, içindekiler yerine kullanılmıştır.
Aşağıdaki örneklerde mecaz-ı mürsel sanatı vardır:
Örnek Soru:
A) Benzetme B) Tenasüp C) Kinaye (1995/ÖYS) Çözüm: Salatalık ile badem arasında benzerlik ilgisi olamaz. Aralarında benzerlik ilgisi olmaksızın "badem" sözü "salatalık" yerine kullanılmıştır. Bu sanat mecaz-ı mürseldir. (Yalnız bu soru tartışmaya açıktır.) Yanıt: E
HÜSN-İ TALİL (GÜZEL NEDENLEME)
Örnekler: "Gönlünü Şirin'in aşkı sarınca
Bu dizelere göre çoban çeşmesi, Ferhat dağları yardığı için, ona yardım etmek amacıyla akmaya başlamıştır. "Güzel şeyler düşünelim diye, Yemyeşil oluvermiş ağaçlar." Ağaçlar, bahar gelince yeşillenir. Onların yemyeşil olması, bizim güzel şeyler düşünmemiz için değildir, doğal bir sonuçtur. Aşağıdaki dörtlükte de hüsn-i talil sanatı vardır. "Aslan kükreyişi değil kafeste, (Kemalettin KAMU) Şaire göre, denizdeki dalgaların çıkardığı ses bir ağlama sesidir; deniz, şairin acısını paylaşmakta, şairin annesinin ölümüne ağlamaktadır. MÜBALAĞA (ABARTMA) Anlatılan bir durumun olduğundan çok fazla ya da çok az gösterilmesidir. Örnekler: "Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır."
"Sana milyon kere söyledim, mübalağa yapma diye." cümlesi de iyi bir abartma örneğidir. "Her aşkın sonunda gözyaşı vardır, Akar damla damla sel olur gider." İkinci dizede abartma sanatı vardır. Akan gözyaşlarının sel olması olası değildir, ileri derecede bir mübalağa yapılmıştır. "Burada sıcaktan piştik." cümlesinde geçen "piştik" sözünde de abartma vardır. "Havada uçan tüy bile Benim kadar hafif değil." Şair, kendisinin havada uçan tüyden bile hafif olduğunu söylüyor. Bu örnekte olduğu gibi, kimi zaman, abartma bir durumu olduğundan çok az, çok küçük gösterme şeklinde de olabilir. Aşağıdaki örneklerde abartma vardır: "Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel, seni tarihe desem sığmazsın."
"Uçtuk, Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle."
"Sözün şiirlerin mükemmelidir. Yüzün çiçeklerin en güzelidir."
"Seneler sürer her günüm." TEVRİYE Bir sözü iki anlama gelecek biçimde kullanmaktır. İki anlamı olan bir sözcüğün yakın anlamını kullanır görünerek, gerçekte uzak anlamını kastetmektir. Örnekler: "Baki, çemende hayli perişan imiş varak Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan."
"Gül gülse, daim ağlasa bülbül acep değil. Zira, kimine ağla demişler, kimine gül" İkinci dizede geçen "gül" iki anlama gelecek biçimde kullanılmıştır. "Kadrini seng-i musallada bilip ey Baki! Durup el bağlayalar karşına yaran saf saf." İkinci dizede geçen "el bağlayalar" sözünde tevriye vardır. "El bağlamak" emre hazır beklemek ve namaza başlamak anlamına gelir. TEZAT (ZITLIK) Aralarında bir ilgi olan karşıt kavramları bir arada kullanmaktır. Örnekler: "Esir-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten" "Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz" dizesinde "ağlamak" ile "gülmek" tezat oluşturmuştur. "Neşen ben olayım kederin varsa" "Neşe" ile "keder" karşıt iki kavramdır. Aşağıdaki dizelerde de tezat sanatının örnekleri vardır:
Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm!"
"El çek tabip, el çek; yaram üstünden Sen benim derdime deva bilmezsin."
"Yıkıl git diyorsun, kolay mı gitmek? Sen getirdin beni gel diye diye." TENASÜP (UYGUNLUK) Aralarında konu, tür gibi ilgiler bulunan sözleri bir dizede ya da beyitte kullanma sanatıdır. Örnekler: "Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip Kılma derman, kim helakim zehr-i dermanındadır."
Aylar, yıllar, mevsimler; Zaman sanki bir rüzgâr Ve bir su gibi aksın." Zamanla ilgili kavramlar (gün, hafta, ay, yıl, mevsim, zaman) bir arada kullanılarak tenasüp sanatı yapılmıştır.
KİNAYE
Örnekler:
Kapının açık olmasının gerçek anlamı vardır; ama bu cümlede kapısı açık "konuksever" anlamında kullanılmıştır.
(Pir Sultan ABDAL) (anınçün: onun için) Tamburanın içi oyuktur, ancak bu dörtlükte asıl söylenmek istenen dertli, üzüntülü olmaktır. * Pek çok atasözünde ve deyimde kinaye sanatı vardır: Ağaçtan maşa olmaz.
Örnek Soru:
Çözüm: C seçeneğinde geçen "Taş bağırlı dağlar mısın?" dizesinde kinaye sanatı vardır. Dağların bağrı taştır, ancak bu dizede söylenmek istenen acımasızlık, insafsızlıktır. Gerçek anlamı da olan bir söz mecaz anlamıyla kullanılmıştır. Yanıt: C TECAHÜL-İ ARİF (BİLMEZLİKTEN GELME)
Örnekler: "Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var? Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?" Şairin saçları beyazlamıştır; o, bunu bilmiyor değildir. Böyle bir şeyi açıkça söylemek yerine, durumu bilmezlikten gelerek "Şakaklarıma kar mı yağdı?" demiştir. İkinci dizede de aynı şekilde tecahül-i arif vardır.
Ben mi gidiyorum bulutların altında?" Aşağıdaki dizede de tecahül-i arif vardır: "Aynalar söyleyin bana, kimim ben?" CİNAS
Örnekler: "Eyleme vaktini zayi; deme kış yaz, oku yaz"
"Bülbül eder güle naz Gül eder bülbüle naz Bugün bir şehre vardım Ağlayan çok gülen az" "Güle naz" ile "gülen az" sözcükleri cinas oluşturacak biçimde kullanılmıştır.
"Bizimle saltanat lafın idermiş ol Karamani, Hûda fırsat verirse ger kara yire karam anı."
Aşağıdaki dizelerde de cinas vardır:
Gafil olma akıbet yer, yer seni"
TARİZ (İĞNELEME) Birini küçük düşürmek ya da iğnelemek için, bir sözü gerçek anlamının tam tersi bir anlamda kullanmaktır. Örnekler: Dersin bitmesine yakın sınıfa gelen bir öğrenciye, "Ne kadar erkencisin!" denilmesi tariz örneğidir.
"Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden."
Nef'i'nin Şeyhülislam Yahya'nın kendisine "kâfir" demesi üzerine yazdığı şu dörtlük güzel bir tariz örneğidir: "Bize kâfir demiş Müfti Efendi, Tutalım ben ona diyem müselman; Varıldıkta yarın ruz-i cezaya İkimiz de çıkarız anda yalan"
TELMİH (ANIMSATMA) Söz arasında, bilinen bir olaya, tarihten veya mitolojiden bir kahramana, bir atasözüne işaret edip onu hatırlatma sanatıdır. Örnekler: "Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda Bir susuz yolcu yok, şimdi dağlarda." Birinci dizede geçen "Leyla" ve "Mecnun" herkesin bildiği "Leyla ile Mecnun" hikâyesinin kahramanlarıdır.
"Seyretti hava üzre denir taht-ı Süleyman O saltanatın yeller eser şimdi yerinde."
"Afrodit olmadan ilah, Dağdan inerdi her sabah; Elde gümüş hamam tası." İlk dizede geçen "Afrodit", Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır.
TEKRİR (TEKRARLAMA)
Örnekler:
"Gidiyor, rast gelmez bir daha tarih eşine;
ALİTERASYON
"Dest-bûsı arzusuyla ger ölürsem dostlar, (Dostlar, onun(sevgilinin) elini öpemeden ölürsem, meza-rımdaki topraktan su testisi yaparak onunla sevgiliye su verin.) Bu beyitte "s" seslerinin tekrarıyla bir ahenk oluşturmuştur. "Bir büyük boşlukta bozuldu büyü" dizesinde "b" seslerinin tekrarı aliterasyon oluşturmuştur.
"Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın." Bu dizede de "s" ve "n" seslerinin tekrarı bir ahenk oluşturmuştur. "Karşı yatan karlı kara dağlar karıyıptır otu bitmez." dizesinde "kar" hecelerinin tekrarı aliterasyon oluşturmuştur.
SECİ (İÇUYAK)
Dedim: Beratımın mazmunu ne için suret bulmaz.
Sinan Paşa'nın "Tazarruname" adlı yapıtından alınan aşağıdaki cümlelerde seci vardır: "Ey gözlerin nuru, gönüllerin sürûru; başımızın tacı, ehl-i dilün miracı! Gönül hanesinin ziyası, dil hastasının şifası...
Örnek Soru: İlâhi, kabul senden, ret senden, şifa senden dert senden... İlâhi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle. Bu parçadaki altı çizili sözcükler aşağıdakilerden hangisine örnektir? A) İmale B) Seci C) Aliterasyon (1989/ÖYS) Yanıt: Verilen cümlelerde geçen "ret-dert", "iman-ihsan", "daim-kaim" birbiriyle kafiye oluşturan sözlerdir. Divan edebiyatında nesirde kafiyeli sözler kullanılmasına "seci" denir. Yanıt: B Detaylı bilgi için tıklayınız... Yorumlar (1)
![]() Yorum yaz
|







MECAZ



