Fiillerde Kip (Zaman-Anlam) Kayması

Fiil kipinin, kendi zamanı (anlamı) dışında kullanıl­masına zaman kayması denir. Haftaya sınavlar baÅŸlıyor. Bu cümlenin yüklemi ÅŸimdiki zamanla…

LYS Edebiyat Deneme - 2

1.      Ben ölürsem akÅŸamüstü ölürüm          Çocuklar sinemaya gider          Yüzümü bir çiçeÄŸe gömüp          AÄŸlamak gibi isterim          Derinden bir tren…

Tanzimat Döneminde Gezi Yazısı

KiÅŸiler, gezip gördüğü yerlerin doÄŸal ve tarihi güzelliklerini, ya­şam tarzını, gelenek ve göreneklerini, o yerlerle ilgili izlenimle­rini gezi yazısında…

Metinlerin Sınıflandırılması Konu Testi - 1

1. Şair Evlenmesi, Åžinasi tarafından yazılan bir perdelik komedidir. 1860 yılında Tercüman-ı Ahval'de sertifika ÅŸeklinde yayınlanmış ve aynı yıl kitap halinde…

15-19. Yüzyıl Divan Edebiyatı

** Klasik Türk Edebiyatı, Türklerin İslâmiyet'i kabul etmelerinden sonra gelişen bir edebiyattır. Arap, İran kültür ve medeniyetlerinin etkisinde gelişmiştir. Bu kültürü yansıtırken çoğunlukla din ekseninde şekillendi ve İslammedeniyeti ile özdeşleşti. Bu edebiyat, ilk ürünlerini XI. yüz­yılda Anadolu dışında, XIII. yüzyıldan itibaren de Anadolu'da vermeye başlamıştır. Klasik Türk Edebiyatı'nın ilk örneklerinde didaktik konular işlenmiştir. Bu dönemde aruz ölçüsünün yeni kullanılıyor olması ve Türkçenin bu ölçüye uygun olmaması, söyleyişte birtakım aksaklıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

** Klasik Türk şiiri belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra şairler, yazdıkları şi­irlerde bireysel duyguları dile getirmişler, ahenk ve söyleyiş güzelliğine önem vermişlerdir.

** Bu edebiyata, klasik kurallara bağlılığı nedeniyle Klasik Türk Edebiya­tı; saray ve çevresine seslendiği için Yüksek Zümre Edebiyatı, Saray Edebiyatı şiirlerin divan adı verilen bir kitapta toplanması nedeniyle de Divan Edebiyatı adları verilmiştir.

** Divan edebiyatının temel anlatım aracı şiirdir. Nesre fazla önem veril­memiş, nesir dili ağırlaştırılmış, yabancı sözcük tamlama ve dil kural­larıyla örülmüştür.

** XIII. yüzyılda Hoca Dehhani ile başlayıp XVI, XVII ve XVIII. yüzyıllarda en güçlü şairleriyle olgunluk dönemini yaşayan, XIX. yüzyılın sonlarına doğru Batı kültürünün etkisiyle önemini yitirmeye başlayan bir "edebi­yat geleneği"dir. Bu süre içinde Anadolu'da Necati, Baki, Fuzûlî, Nef i, Nâbi, Şeyhülislam Yahya, Nedim, Şeyh Galip; Anadolu dışında da Ali Şîr Nevâi, gibi klasik Türk edebiyatı şairleri yetişmiştir.

** Sanat ve edebiyat, bir devletteki siyasi ve ekonomi çizgiyi belli mesafe­den takip eder, ondan etkilenir. Eserin ruhunda dönemin görkemi, yan­sıması, zihniyeti hissettirilir. Şairin düşüncesi ve sanatsal yönünü dize­lerinde görmek mümkündür. Divan şiirinin gelişim çizgisi, Osmanlı'nın gücü, kültürel yaşamdaki zenginlik ve askerî alandaki güçle paralel yürümüştür.

** İslâmiyetle karşılaşma, dünya devleti olma gücü, toplumları dolayısıyla dinleri de kaynaştırmıştır. Birçok şiirde dinî motiflere islam kültürüne rast­lanır. Bu nedenle bu dönem Osmanlı edebiyatında Arapça ve Farsçanın büyük bir etkisini görüyoruz. Tadı ve dokusu bize özgü olsa da dinsel egemenliğin gerçeği ortadadır. 

 

 

DİVAN ŞİİRİ

Türkler, XIII. yüzyıldan başlayarak XV. yüzyıldan itibaren de önemli şahsiyetler yetiştiren ve XIX. yüzyılın ortalarına kadar devam eden bir edebiyat geleneği oluşturmuşlardır. Toplumun belirli kesimine hitap eden, saray çev­resinde gelişen bu edebiyat geleneğinin adı "Divan Edebiyatı"dır. Bu ede­biyat geleneğinde "şiir" sözcüğü çoğu zaman "edebiyat" sözcüğüyle eş değer kullanılmıştır. Bunun asıl sebebi bu edebiyat geleneğinde nesirden ziyade şiire ilgi duyulması, şiir türünde ürünlerin verilmesi düz yazılarda bile şiirsel bir dilin hakim olmasıdır. Dolayısıyla "divan edebiyatı" dendiği zaman da çoğunlukla "divan şiiri" akla gelmektedir.

 

Divan şairlerinin bir kısmı medrese kültürü ile yetişip Arap ve iran edebi­yatının etkisinde kalırken bir kısmı da Batı'da ortaya çıkan edebî akımlara benzeyen edebî anlayışlarla yoğrulmuştur. Türk-i Basit, Mahallileşme, Sebk-i Hindî adlarıyla anılan bu akımlar, divan şiirini biçimlendiren önemli etkenler arasındadır.

 

Şairler, şiirlerini "divan" adı verilen kitaplarda topladıklarından "divan ede­biyatı" adını alan bir şiir geleneği; Osmanlı, Arap, iran, hatta Hint kültü­ründeki ortak özelliklere bağlı kalınarak oluşturulmuştur. Bu şiir geleneği şekilsel öğelere sıkı sıkıya bağlı bir edebiyattır.

 

Divan Şiiri Geleneğinin Genel Özellikleri:

 

** Divan şiiri, kendine özgü bir zevk ve anlayış ortamında oluşmuştur. Bu ortam, İslami öğelerle saltanat anlayışının bir arada düşünüldüğü Os­manlı Devleti'ndeki saray çevresidir

** Divan şiiri, estetik zevki gelişmiş, kültürlü yüce, yüksek ve ideal ola­na yönelik olduğu için genellikle soyut ve evrensel konular işlenmiştir. Şiirde soyut öğeler, hayalî güzellikler; efsaneler, tarihî ve dinî öğeler ağır basmaktadır, insan ve doğa gerçekte olduğundan farklı işlenmiştir. Günlük hayatın gerçeklerinden az söz edilmiştir.

** Divan şiiri, geleneksel bir şiirdir. Kuralcı ve biçimci olmayı ön plânda tutar. Yapı, ahenk, tema bakımından yüzlerce yıl süregelen ortak bir anlayışın ürünüdür. Bu çerçevede divan şiirinde özgün olanı yakala­mak zordur.

** Hece ölçüsüyle yazılan birkaç şiir dışında, bütün şairler aruz veznini kullanmıştır.

** Kafiyeler kesin kurallara bağlanmış, özellikle tam ve zengin kafiye kul­lanılmış, göz için uyak ilkesi benimsenmiştir. Kuralları ve kalıpları belli olmasına karşın ölçüden ve uyaktan gelen ahenk şiirin tümüne hakim olmuştur.

** Divan şiirinin dili Osmanlıcadır. Aruz ölçüsünün Türkçenin yapısına uygun olmaması, şairlerin bu ölçüyü kusursuz kullanma çabası, dili­mize Arapça ve Farsçadan birçok sözcük ve tamlamaların girmesine neden olmuş böylece, Osmanlıca dediğimiz dilin oluşmasında önemli bir etken olmuştur.

** Divan şiiri geleneğinde anlam ve ses kaynaşmasından oluşan birimler vardır. Bu birimlere beyit, dörtlük ve bentgibi isimler verilir. Bu birimler dize örgüsü ve uyakların biçimlenişine göre oluşur.

** Divan şiirinde en küçük nazım birimi beyittir. Her beyit kendi içinde bir anlam bütünlüğüne sahiptir. Şair, hünerini bir beyitte göstermek duru­munda olduğundan anlam yoğunluğuna ve biçimsel mükemlliğe dikkat eder.

** Tek dizeden oluşan ve "azade mısra" adı verilen şiirler de vardır.

** Her beyitte farklı temalar işlenmiş, düşünce ve hayaller, iki mısrada an­latılmaya çalışılmıştır. Bütün güzelliği, konu bütünlüğü değil, parça (beyit) güzelliği, bütünlüğü önemsenmiştir. Beyitlerdeki duygu deği­şik anlatımlarla diğer beyitlere geçer.

** Şiirlerde "parça güzelliği" esası uygulanmış; murabba, muhammes gibi "bent" bütünlüğüne dayalı nazım şekilleri de kullanılmıştır. Nazım birim­lerinden her biri (beyit de olsa, bent de olsa), kendi içinde ses ve anlam kaynaşmasından oluşan bir bütünlük taşır.

** Şiirler şekil ve dil olarak daha çok Arap ve Fars kültürünü; zevk, zihniyet ve estetik açıdan ise Türk kültürünü yansıtır.

** Gazel, kaside, mesnevi, rubai, müstezat, musammat gibi Arap ve Fars (iran) edebiyatının ortak nazım şekilleri kullanılmıştır. Bu nazım şekil­lerine Türk şairleri tarafından divan şiirine kazandırılan şarkı ve tuyuğ nazım biçimleri de eklenmiştir.

** Şiirlerin özel adları, başlıkları yoktur. Gazel, kaside, murabba gibi baş­lıklarla adlandırılır. Gazeller kafiye ve rediflere göre, kasideler tasvir bölümündeki konuya ve redifine göre adlandırılır. Döne döne gazeli, su kasidesi, bahariye, nevruziye...

** Konu değil konunun işleniş şekli (üslûp) yani söyleyiş güzelliği, mükem­melliği hedeflenmiştir.

** Sanat yapma amacı güdüldüğü için süslü anlatıma, söz sanatlarına çokça yer verilmiştir.

** Sanat sanat için anlayışıyla hareket edilmiş, dolayısıyla bireysel ve soyut konular daha çok işlenmiştir.

** Düşünce ve hayallar genellikle mazmun adı verilen orta kalıplaşmış söz­lerle anlatılmıştır.

 

Servi: boyu                                                 ok: kirpiği

Yay: kaşı                                                   gül: güzel yanağı,

Mah: yüzlüyü sembolize etmiştir.

 

** Divan şiiri soyut fikirlerle örüldüğü için genellikle içki meclisleri, aşk, aşkın getirdiği çaresizlik, sevgiliye özlem, tasavvuf gibi temaların yanısıra övgü, yergi, ölüm acısı, dinsel ve toplumsal konular da işlenmiştir. Bunlar soyut ve mecazlı bir anlatımla ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra toplumsal yaşayıştan, geleneksel kültürden, halk söyleyişin­den deyimlerden olabildiğince yararlanılmıştır.

** Bu edebiyat özünü, din, tasavvuf ve İran mitolojisinden alır. İşlenen te­malar, motifler, kavramlar, ortak konular Arap - İran kaynaklıdır.

** Divan şiiri geleneğinde aşk önemli bir yer tutar. Bu gelenekteki aşkla bazen dünyadaki güzellere duyulan sevgi, bazen tasavvufi yani ilahi aşk kastedilmektedir. Tasavvufi aşkı işleyenlerde amaç "mutlak güzellik" olan Allah'ı bulmaktır. Bu nedenle şiirlerde işlenen somut bir sevgili yoktur. Bu anlayışa göre ilahi aşk; maddi (beşeri, insani, değişmeceli) aşkla başlar. Bir güzele âşık olan şair daha sonra duygularını soyutla­ma yoluyla ilahi olana dönüştürerek Allah'a kavuşmak ister. Oldukça uzun ve engellerle dolu olan bu yolculukta çekilen çileler ve acılar her şeye değer. Çünkü bu yolculuğun sonunda sevgiliye kavuşmak vardır. Aşk, tasavvuf dışı bir anlayışla işleyen şairlerin şiirlerindeki sevgili ise somut bir varlık olan kadındır.

** Uyak, biçim ve sözcüklerdeki sıralanış, vezin gibi imge ve söz sanatla­rı da ortaktır. Söz sanatları şiirde gerçek anlamı ötelerken şiire derinlik katar, şiirin gizemselliğini ortaya koymuş olur. Şiirin imgeyle şiirsellik kazandığı ilk şiirlerdeki bu durumun divan edebiyatı şairlerinde doruğa çıktığını söylemek mümkündür

Yorumlar (2)Add Comment
0
...
yazar LEE YO, Åžubat 21, 2011
Ellerinize sağlık. Çok güzel hazırlamışsınız. Tam da aradığımdı. Tekrar teşekkürler....
0
...
yazar ask, Åžubat 12, 2011
Çok işime yaradı. Teşekürler, ellerinize sağlıksmilies/smiley.gif

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Türk edebiyatında ilk seyahatname Babürşah'ın "Babürname" adlı eseridir.
PerÅŸembe, 05/24/2012 05:20
Telif Hakkı © 2012 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.