| Divan Edebiyatı Nazım Türleri |
|
Edebiyatta tür dendiÄŸi zaman, ele alınıp iÅŸlenen konuya göre yapılan sınıflandırmalar akla gelmelidir. Aynı konu, mensur ya da manzum iÅŸlenebildiÄŸi gibi farklı nazım ÅŸekilleriyle de iÅŸlenebilmektedir. Divan edebiyatında karşıalaÅŸabileceÄŸimiz nazım türleri ÅŸunlardır: 1.TEVHİD: Allah'ın birliÄŸini ve ululuÄŸunu anlatan ÅŸiirlere tevhid denir. Genellikle kaside biçiminde yazılırlar. Tevhidde tanrının büyüklüğü, sıfatları, kudretinin sonsuzluÄŸu, tasvir ve hayal edilebilen ÅŸeylerden soyutlanması, hiçbir ÅŸeyin ona eÅŸ ve benzer olamayışı, bütün kudret ve ilimlerin ona ait oluÅŸu gibi özellikler sanatlı bir üslupla anlatılır. Tanrı karşısında kulun acizliÄŸi vurgulanır. En ünlü tevhid manzumesini Nâbî yazmıştır. 2. MÜNACAT: Kelime anlamı "Allah'a dua etme, yalvarma" anlamına gelÂmektedir. Divan edebiyatında Allah'a yalvarma, yakarma, niyaz etme maksadıyla yazılan nesir ya da nazım yazılara "münacaat" denir. Kaside, gazel, mesÂnevi, murabba, muhammes, terkib ve terci-i bend, rubai ve kıt'a gibi heÂmen bütün nazım ÅŸekilleriyle yazılmıştır. Åžairler bazen aynı nazım ÅŸekli içinde tevhid ve münacatı birlikte iÅŸleyebilmektedirler. Bu tür yazılarda ÅŸair, Allah'ın kudret ve azameti karşısında kendi acizliÄŸini ortaya konar. GünahÂlarının bağışlanması için yüce yaratıcıya yalvarır. 3. NAAT: Sözlük anlamı "bir ÅŸeyi överek anlatma, vasıflandırma" anlaÂmına gelmektedir. Edebiyatta Hazret-i Muhammedi övme amacıyla yazılan ÅŸiirlere "naat" adı verilmektedir. Düzyazı ÅŸeklinde yazılanlar da vardır. Divanlarda tevhid ve münacatlardan sonra naatlar gelmektedir. Ancak tevhid ve münacat olmaÂdan naatlarla baÅŸlayan divanlar da bulunmaktadır. TaÅŸlıcalı Yahya, Nefi, Nedim, Naili gibi bazı ÅŸairler divanlarına naatlarla baÅŸlamışlardır. Naatlarda Hz. Muhammed'e karşı duyulan saygı ve sevgi dile getirilir. Peygamberin hayatı, hicreti, miracı, dini yayma konusunda verdiÄŸi mücaÂdele ve mucizeler anlatılır. En sonunda onun ÅŸefaatine sığınılır, ona getiriÂlen salât ve selamla naat tamamlanır. 4. MİRACİYE: Edebiyatta Hz. Muhammed'in miraç mucizesini konu alan ÅŸiirlerdir. Miraç'ın sözlük anlamı "çıkılacak, yükselecek yer, merdiven, göğe yükselme"dir. Hz. Muhammed, Cebrail yardımıyla bir mucize olarak Mekke'den Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüş ve oraÂdan da semaya yükseltilmiÅŸtir. Hicri takvimde Recep Ayı'nın yirmi yedisine rastlayan bu gece İslam dünyasında Miraç Kandili olarak kutlanmaktadır. Türk Edebiyatında bu konuyu iÅŸleyen manzum, mensur eserler yazılmıştır. Bu tür eserlere mi'raciye, mi'rac-name gibi isimler verilir. Miraciyelerde peygamberin özellikleri, miraç için kullanılan binekler ve Peygamberin miracda yaÅŸadıkları, ayetler ve hadislerden alıntılarla dile getirilir. Hazret i Peygamber, Mekke'den Beytü'l Makdis'e kadar Burak'la oradan dünyaÂnın semasına kadar Mirac'la, yedinci semaya kadar meleklerin kanatları üzerinde, Sidretü'l Münteha'ya kadar Cebrail'in kanadı üzerinde ve Kâbe Kavseyn'e kadar da Refref adı verilen binekle yükselmiÅŸtir. Genellikle kaside veya mesnevi biçiminde yazılan bu ÅŸiirlerin bazıları bestelenerek cami ve tekkelerde okunmuÅŸtur. Bunları ezgiyle okuyanÂlara mirachan denir. 5. MEVLİD: Sözlüklerde "insanın doÄŸduÄŸu yer, doÄŸma, dünyaya gelÂme, doÄŸulan zaman" anlamlarına gelmektedir. Edebiyatta ise Hazret-i Peygamber'in doÄŸumunu konu alan eserlerin genel adıdır. Bu tür eserÂlerde Peygamber'in doÄŸumu, peygamber oluÅŸu, mucizeleri, miraç olayı, örnek yaÅŸayışı, vefatı gibi konular iÅŸlenmektedir. Farklı kiÅŸilerce altmışın üzerinde Türkçe mevlid yazılmasına raÄŸmen bunların içerisinde Süleyman Çelebi (1351-1422)'nin yazdığı Vesiietü'n-Necat (1409) isimli 768 beyitlik mevlid meÅŸhurdur. Süleyman Çelebi'nin eseri ÅŸu bölümlerden oluÅŸmaktaÂdır: Tevhid, dua, âlemin ve peygamberin yaratılışı, veladet, medhiye, mu-cizat, miraç, hicret, Peygamberin özellikleri, nasihat, kötü davranışlardan kaçınma, risalet, vefat, hatime. 6. HİLYE: Hazreti-i Peygamber'in fiziki ve ruhi özeliklerinin yazı ile anÂlatılmasını konu alan eserlerdir. Bir nevi dini portrelerdir. Hilye-i Åžerif, Hilyetü'n- Nebi, Åžemai'l-i Åžerif olarak da isimlendirilen eserler bu konuyu iÅŸlemektedir. En çok Hazret-i Muhammed için yazılmakla birlikte dört halife için yazılanları da vardır. Manzum ya da mensur olan bu eserler, bazen müstakil bir kitap halindedir, bazen de miraciyelerin, siyerlerin, mevlidlerin içinde yer alır. Müstakil olanlar mesnevi biçimindedir. Türün en önemli eseri 16. yüzyıl ÅŸairi Hakani'nin Hilye-i Hakani adıyla bilinen eseridir. 7. KIRIK HADİS: Hadis, Hazret-i Muhammed'in sözü anlamına gelmekteÂdir. Kur'an'dan sonra ikinci kaynak olan hadisleri toplayan kitaplar vardır. Sayıları yüz binleri bulan hadislerden kırk tanesini seçerek manzum veya mensur aktaran, tercümesini veya ÅŸerhini (açıklamasını) yapan edebi eserÂler meydana getirilmiÅŸ ve bu eserler Kırk Hadis, Hadis-i Erba'in ÅŸeklinde isimlendirilmiÅŸlerdir. Zamanla kırk hadis öğrenme, ezberleme, tercüme ve ÅŸerh etme geleneÄŸi oluÅŸmuÅŸtur. Esere alınacak kırk hadis seçilirken geÂnellikle aynı konuları ele alanların bir araya getirilmesi veya ezberlenmesi kolay olanlar göz önünde tutulmuÅŸtur. Türkçe manzum kırk hadislerde, Arapça ve Farsça hadis kitaplarıyla Molla Cami'nin Çihil Hadis adlı eserinin etkisi vardır. 8. METHİYE: Sözcük olarak "birini övme, birinin iyi özelliklerini sayma" anÂlamına gelmektedir. Edebiyatta bir kimseyi övmek amacıyla yazılan manÂzum veya mensur eserlere denir. Eski ÅŸair ve yazarlarımız baÅŸta padiÅŸah, sadrazam, ÅŸeyhülislam ve valiler olmak üzere, ya devlet adamlarını ya da baÅŸta dört halife olmak üzere diÄŸer din ve tarikat büyüklerini överlerdi. MetÂhiyeler çoÄŸunlukla kaside nazım biçimiyle yazılır. 9. FAHRİYE: Bir ÅŸairin kendini övmek için yazdığı ÅŸiirlerdir. Åžairler kasiÂdelerin fahriye bölümlerinde ve gazellerin mahlas beyitlerinde kendi ÅŸairÂliklerinin üstülüğünü dile getirmiÅŸlerdir. Özellikle Nefi, ÅŸiirlerinde fahriyeye önem vermiÅŸtir. 10. HİCVİYE: Bir kimseyi yerme, alay etme, gülünç duruma düşürme amaÂcıyla yazılan ÅŸiirlere hicviye denir. Halk edebiyatında taÅŸlama biçiminde kullanılan kelime bugün yergi olarak kullanılmaktadır. Divan edebiyatında bu türden yararlanılarak bazı kiÅŸilerin olumsuz yanları ya da toplumun akÂsak yönleri eleÅŸtirilmiÅŸtir. Bu konuda en baÅŸarılı örnekleri Nefi vermiÅŸtir. Nef'i'nin sadece hicviyelerinden oluÅŸan Siham-ı Kaza isimli bir eseri varÂdır. Åžeyhi'nin Harname adlı mesnevisi de hiciv türünde yazılmış önemli bir mesnevidir. 11. MERSİYE: Ölen birinin ardından duyulan üzüntüyü dile getirmek amaÂcıyla kaleme alınan ÅŸiirlerdir. Mersiyeyi yazan, ölen kimsenin ahlaki güzelÂliklerini, yaptığı iyilikleri dile getirir. Dünyanın geçiciliÄŸi, kadere rıza gösterilÂmesi gibi konuları ele alır. Mersiyelerde genellikle ÅŸu bölümler vardır: Girizgâh: FeleÄŸe sitem, dünyanın geçiciliÄŸinden söz edilir. Yas: Sevilen kiÅŸinin ölümünden duyulan üzüntü dile getirilir. Methiye: Ölen kiÅŸinin özellikleri ve yaptıkları, övgü dolu sözlerle, mübalaÂÄŸalı bir ÅŸekilde anlatılır. Olay tasviri: Ölümün nasıl gerçekleÅŸtiÄŸi detaylı ve dramatik bir ÅŸekilde anlatılır. Dua ve temenniler: Ölenin makamının cennet olması için dua, geride kaÂlanlara uzun ve sıhhatli bir ömür temenni edilir. PadiÅŸahlara yazılan merÂsiyelerde buna ek olarak yeni padiÅŸaha övgülerde bulunan mersiyeler de vardır. Bu tür ÅŸiirler çoÄŸunlukla terkib-i bend, kaside, terci-i bend ve murabba nazım biçimleriyle yazılmıştır. İslam dünyasında mersiye dendiÄŸinde ilk önce, Hazret-i Hüseyin'in Kerbela'da ÅŸehid edilmesi dolayısıyla yazılmış ÅŸiirler akla gelir. Bu konu o kadar iÅŸlenmiÅŸtir ki Maktel-i Hiseyn adıyla yeni bir tür meydana gelmiÅŸtir. Mersiye yazılanlar arasında padiÅŸahlar, ÅŸehzaÂdeler, vezirler, devlet ileri gelenleri, ÅŸeyhler ve aile fertleri yer almaktadır. Germiyan Beyi Süleyman Åžah (Ö. 1387 ) için ÅŸairAhmedi'nin yazdığı merÂsiye Anadolu Türk edebiyatında ilk mersiye örneÄŸi sayılmaktadır. Bâkî'nin Kanuni için yazdığı "Kanuni Mersiyesi" edebiyatımızda önemli bir yer tutmaktadır. Bunun yanında Kanuni Sultan Süleyman'ın oÄŸlu "Åžehzade Mustafa"nın hazin ölümü için de birçok mersiye yazılmıştır. 12. NAZİRE: Sevilen ÅŸairlerin ÅŸiirlerine özellikle gazellerine baÅŸka ÅŸairler tarafından vezin, kafiye ve redifi aynı olmak ÅŸartıyla yazılan ÅŸiirlerdir. NaÂzirelerin en azından örnek alınan ÅŸiir kadar güzel olmasına dikkat edilir. Edebiyatımızda birbirine nazire yazılan ÅŸiirleri toplayan nazire mecmualaÂrı vardır. Nazirelerin olumsuz anlamda olanlarına nakize denir. 15. yüzyılın büyük ÅŸairi Necati'nin "döne döne" redifli gazeli ve bu gazele olan Mihri Hatun (Ö. 1506)'un aynı vezin, kafiye ve redifle yazdığı naziresi: Necati'nin Gazeli: Bu cefâdan ki kadeh aÄŸzun öper döne döne       Nâr-ı gayretde kebap oldı ciÄŸer döne döne           Ne revâdur 6u ki ben kâmetümi halka kılam İnce belün koca karşıma kemer döne döne  Mihri Hatun'un Naziresi: AteÅŸ-i gamda kebap oldu ciÄŸer döne döne Göklere çıkdı dûhânumla ÅŸerer döne döne  Cân fırakunla fitil oldı gönül hânesine Ten hâyâlünle fener oldı yanar döne döne 13. TEHZİL (HEZL): BaÅŸkalarını kırmak amacı olmaksızın ÅŸaka, alay veya latife yoluyla tanınmış bir ÅŸiirin kafiye ve ölçüsü örnek alınarak yazılan naÂzirelere tehzil denir. Tehzili nazireden ayıran nokta, tehzilde ÅŸaka ya da alaya almanın söz konusu olmasıdır. Tehzilde amaç, ciddi bir söz veya ÅŸiiÂrin mizah yoluyla latife ÅŸekline dönüştürülmesidir. Latife yollu ÅŸiir yazmaya tehzil, bu türün adına hezl, bu tür yazılan ÅŸiirlerin toplandığı mecmualara hezliyat denmektedir. Türk edebiyatında BaÄŸdatlı Ruhi, Nef'i, Sürüri, Ziya PaÅŸa ve Åžair EÅŸref bu türde baÅŸarılı örnekler vermiÅŸlerdir. Hevai, Nabi'nin bazı gazelleirni hiciv ve tehzil yoluyla deÄŸiÅŸtirerek Divan-ı Hicv-i Gazeliy-yat-ı Nabi adıyla bir eserde toplamıştır. Yine Güfti'nin TeÅŸrifatü'ÅŸ-Åžuara'sı hezliyat türünde bir tezkiredir. Son dönem ÅŸairlerinden Fazıl Ahmet Aykaç, Halil Nihat Boztepe, Orhan Seyfi Orhon, Ahmet Tal'at Onay'ın hezl türünde ÅŸiirleri vardır.  Fuzuli'nin Su Kasidesi'nden: Saçma ey göz eÅŸkden gönlümdeki odlare su Kim bu denlü dutuÅŸan odlare çare su  Orhan Seyfi Orhon'un Su Kasidesi'ne Tehzili: Saçma ey Terkos gölünden tozlanan yollara su 14. SAKİNAME: Klasik Türk Edebiyatında içki ve içki meclislerini deÄŸiÅŸik yönleriyle ele alan eserlere sakiname denmektedir. Bazı ÅŸairler gerçek anlamda içki meclislerini anlatırlarken, mutasavvıf ÅŸairlerse mecazi olarak içkiden bahsetmiÅŸlerdir. Mesnevi nazım ÅŸekliyle uzun sakinameler yazıldıÂğı gibi, kaside, terkib-i bend, terci-i bend, gazel gibi nazım ÅŸekilleriyle de yazılmıştır. Bu tür yazılan eserler içkiden, içki çeÅŸitlerinden, içkiye birlikte yenilen yemeklerden, içki meclisine katılan kiÅŸilerden, içki dağıtan sakiden, kadehten, sürahiden, sarhoÅŸluktan bahseder. Böyle bir eÄŸlencenin vazgeÂçilmezleri arasında sevgili, saki, yaran, mutrib ve hanende de vardır. Tasavvufi mahiyette yazılanlarında içki, insanları dünya endiÅŸelerinden uzaklaÅŸtırıp gerçek âleme yönelten bir araç olarak ele alınır. 15. ÅžEHRENGİZ: Bir ÅŸehrin güzellerini ve güzelliklerini konu alan manzuÂmelere verilen isimdir. Türk edebiyatına ait bir tür olan ÅŸehrengizler genelÂlikle mesnevi biçiminde kaleme alındığından baÅŸ tarafından tevhid, müna-cat, naat bulunur. Bahsedilecek ÅŸehirle ilgili bilgi verildikten sonra o ÅŸehrin güzelliklerinin tanıtımına geçilir. Edirne, Bursa, Yenice, İstanbul gibi kültür merkezleri, ÅŸehrengiz yazılan yerler arasında önemlidir. Bu türün ilk örneÂÄŸini 16. yy.da Mesihi vermiÅŸtir: Åžehr-engiz Der-medh-i Cüvanân-ı Edirne (Edirne Åžehrengizi) 16. SÛRNAME: Sözlükte, sûr; "düğün, ziyafet, ÅŸenlik; nâme de mektup, risale, kitap" anlamlarına gelmektedir. Terim olarak, pâdişâhların erkek çoÂcuklarının (ÅŸehzadelerin) Sûr-ı Hıtân denilen sünnet düğünlerini; kızlarının veya kız kardeÅŸlerinin Sûr-ı Ârûs, Sûr-ı Velîme, Sûr-ı Cihaz" adı verilen evlenme düğünlerini; "Veladet-i Hümâyûn" denilen pâdişâh ve ÅŸehzadeleÂrin doÄŸumları vesilesiyle yapılan eÄŸlence ve ÅŸenliklerini anlatan manzum veya mensur eserlere sûrnâme adı verilir. Manzum sûrnâmeler, genellikle mesnevî nazım ÅŸekli ile yazılmıştır. BaÅŸlangıcındaki nesib bölümünde aynı konuları ele aldığı için suriyye veya sûr-name olarak adlandırılan kasideler de bulunmaktadır. 16. yüzyıldan itibaren bir tür olarak karşımıza çıkan bu eserlerde dönemin zihniyeti hakkında diÄŸer bir ifadeyle eÄŸlence anlayışı, yapılan gösteriler, yarışmalar, folklorik gelenekler, devlet ileri gelenlerinin takdim ettiÄŸi hediyeÂler, çalıp söylenilen musiki parçaları, musikî aletleri, ziyafetler, giyim kuÅŸam, kap-kacak, yiyecek ve içecekler hakkında bize ayrıntılı bilgi vermektedir. İlk müstakil sûrnâme Gelibolulu Âlî'nin "Câmi'u'l-Buhûr Der-Mecâlis-i Sûr" adlı mesnevîsidir. ilk sûriyye de Hayalî Bey'in "Kasîde Der-Sûr-ı ibrahim PaÅŸa" baÅŸlığını taşıyan kasîdesidir. Cevrî, Figânî, Nev'î, Yahya Bey de sûÂriyye kasîdeleri yazan ÅŸairler arasındadır. Manzum sûrnâme yazan ÅŸairler: Gelibolulu Âlî, Nâbî, Es'ad, Hızır, Tahsin. Mensur sûrnâme yazanlar (müellifi belli olanlar): Abdî, HaÅŸmet, Hazîn, İntizâmî, Lebîb, Nâbî, Vehbî'dir. Vehbi: (Sûr-name-i Vehbi) Hazin:  (Sûr-name-i Hazin) 17. FIKIH: "Bilmek, ÅŸuurla kavramak" anlamına gelen fıkıh kelimesi, islami literatürde islam hukuku anlamında kullanılmaktadır. Kur'an, hadis, kıyas ve müctehidlerin fetvalarına göre düzenlenen fıkıh; ibadet, ahlak, milletlerarası iliÅŸkilerden ticari faaliyetlere kadar hayatın her yönünü düzenleyen bir hukukÂtur. Anadolu sahasının ilk manzum fıkıh kitabı, GülÅŸehri'nin Kudûrî tercümeÂsi olarak bilinir. Bu alanda DevletoÄŸlu Yusuf'un Vikaye adıyla bilinen 7000 beyte yakın mesnevi biçiminde bir eseri vardır. 18. PENDNAME: Pend-name ise insanlara öğüt vermek amacıyla yazılÂmış manzum ve mensur eserlere denmektedir. Pendnamelerin en meÅŸhuru Feridüddin Attar'ın Pendname'sidir. Bu eserin Türkçeye manzum, mensur birçok çevirisi yapılmıştır. Güvahi'nin 1527'de kaleme aldığı 2133 beyitlik manzum Pend-name'de Attar'ın etkisi pek görülmemektedir. Pendname türü kaside, gazel, terci-i bend, mesnevi nazım ÅŸekilleriyle kaleme alınmıştır. 19. OSMANLI TARİHLERİ: Tevârîh-i Âl-i Osman adıyla bilinen manzum taÂrih kitapları yazılmıştır. Bu alanda elimize ulaÅŸan ilk manzum eser Ahmedi (1334/5-1412 )'nin iskendername (1390) adlı mesnevisi içerisinde yer alan manzum Osmanlı Tarihi'dir. II. Bayezid devri ÅŸair ve tarihçilerinden Kemal'in Selatinname adlı manzum bir Osmanlı tarihi vardır. 3029 beyitten oluÅŸan bu eser, Osmanlının kuruluÅŸundan 1490 yılına kadar geçen olayları konu edinir. 20. GAZAVATNAME: Orduların seferlerini, savaÅŸlarını, zaferlerini, fetihlerini anlatan eserlerdir. Gazaları anlatan eserlere gazavatname, zaferleri anlatanÂlara zafername, fetihleri anlatanlara fetihname de denebilir. Süzi Çelebi (Ö. 1524)'nin mesnevi biçiminde yazdığı MihaloÄŸlu Ali Bey'in Gazavatnamesi bu türe örnek gösterilebilir. 21. KISÂS-I ENBİYA: Peygamberlerin hayatlarını anlatan eserlere Kısas-ı Enbiya ya da Kısasü'l-Enbiya denmektedir. Bazıları uzun mesnevi biçiminÂde kaleme alınırken bazıları kaside, gazel biçiminde yazılmıştır. Bazı mesneÂvilerde peygamberlerle birlikte dört halifenin hayatları da anlatılır. Abdülvasi Çelebi (O. 1415?)'nin mesnevi biçiminde yazdığı Halilname'si, Hz. ibrahim ve oÄŸlu İsmail Peygamberi konu almaktadır. 22. MENAKIBNAME: Tarihe mal olmuÅŸ kiÅŸilerin etrafında oluÅŸan hikâyeler anlamına gelir. İslamiyet'in Türkler arasında yayılmasından itibaren din büÂyüklerinin hayatları, kahramanlık gösteren alp-erenler etrafında hikâyeler oluÅŸmaya baÅŸladı. BaÅŸlangıçta sözlü kültürde yaÅŸayan bu anlatılar, halk muhayyilesinin kattığı olaÄŸanüstülüklerle zaman zaman destanlara yaklaÅŸtı. Satuk BuÄŸra Han, Battal Gazi, DaniÅŸmend Gazi gibi savaÅŸlarda kahramanÂlık gösterenlerin tarihî ve dinî kiÅŸilikleri etrafında oluÅŸan menkıbeler zamanla destanlaÅŸtı. Yine Ahmed Yesevi, Mevlana, Hacı BektaÅŸ-ı Veli, Yunus Emre, AkÅŸemseddin gibi dinî - tasavvufi yönü ön planda tutulan zatların hayatlarını, kerametlerini ve üstünlüklerini konu alan menkıbelerde yazılmıştır. Eyyübi'nin mesnevi biçimindeki Menakıb-ı Sultan Süleyman'ı buna örnek verilebilir. 23. SEYAHATNAME: Gezilip görülen yerlerle ilgili yazılardan oluÅŸan seyaÂhatnamelerin çoÄŸu mensur olmakla birlikte manzum örneklerine de rastlanÂmaktadır. Mensur olanların aralarında da manzum parçalar yer almaktadır. Keçecizade İzzet Molla (1786-1824)'nın sürgün olarak gönderildiÄŸi KeÅŸan yolculuÄŸunun anlatıldığı Mihnet-i KeÅŸan, mesnevi tarzında bir seyahatname örneÄŸidir. 24. ŞU'ARA TEZKİRESİ: Åžairlerin hayatlarının anlatılıp kısa da olsa onÂların eserlerinden örneklerin verildiÄŸi ÅŸuara tezkireleri manzum ve mensur olarak yazılmışlardır. Manzum yazılanlar arasında en önemlisi Güfti (Ö. 1677)'nin TeÅŸrifatu'ÅŸ-Åžuara'sıdır. Tarihî ÅŸahsiyetlerin hayatlarını anlatan baÅŸka eserler de vardır. Osmanlı Devleti'nin kuruluÅŸundan Fatih dönemine kadar yaÅŸamış sultanlar, ÅŸehzadeler, vezirler, ÅŸeyhler ve ÅŸairlerin hayatlarıÂnı konu edinen Mümin-zade Hasib (Ö. 1752 )'in Silkü'l-Le'al-i Al-i Osman isimli eseri de bunlar arasında sayılabilir. 25. LÜGAT: Genellikle mesnevi biçiminde kaleme alınan manzum sözÂlükler, ders kitabı olarak medreselerde okutulmuÅŸtur. Manzum sözlüklerin içinde kelimeler, edebiyat ve aruz bilgilerine yer verilir. Arapçadan Fars-çaya yapılan örneklerinden hareketle Anadolu'da Farsça-Türkçe sözlükler hazırlanmıştır. 15. yüzyıldan itibaren Anadolu'da görmeye baÅŸladığımız manzum veya mensur sözlüklerden bazıları ÅŸunlardır: Sünbül-zade Vehbi (Ö. 1809-10): Tuhbe-i Vehbî Åžahidî İbrahim Dede: Lügat-ı Åžahidi Tuhfe-i Remzi (316 beyitten oluÅŸur.) Sözlükler, dönemin manzum, mensur eserlerinde adet olduÄŸu gibi "hamdele" ve "salvele" ile baÅŸlayan bir dibace, sözlük kısmı ve hatime adı verilen sonuç bölümünden oluÅŸur. 26. LÛGAZ: Herhangi bir nesnenin ya da varlığın özellikleri anlatılarak yazılan manzum bilmecedir. Muamma ile birlikte çok kullanılan bir söz oyunudur. Muamma;dan farkı konusunun daha geniÅŸ olmasıdır. ÇoÄŸunlukla soru biçiminde düzenlenir. En önemli özelliÄŸi içinde çözüme iliÅŸkin ipuçlarının bulunmasıdır. Divanların son bölümlerine konur. EÄŸlendirici ve öğretici olanların yanısıra öğretici ve dinsel lugazlar da vardır. Lugazlar yazarlarının imzasını taşıdığından halk edebiyatındaki bilmeceden ayrılır. Bütün lugazlar, "Bir acayip nesne gördüm", "Ol nedir kimdir" ya da "Nedir ol kim" gibi kalıplaÅŸmış sözlerle baÅŸlar. 27. MUAMMA: Muamma "gizlenmiÅŸ, saklanmış" anlamına gelir. Divan edebiyatında isimler üzerine düzenlenen manzum bilmecelerdendir. BaÅŸÂlangıçta Allah'ın doksan dokuz ismi (Esmâ-yı Hüsnâ) üzerine düzenlenen muammalar, sonradan insan isimleri için de yazılmaya baÅŸlandı. Lugazdan farkı, sadece isimlerle ilgili olarak düzenlenmesidir. Genellikle divanÂların sonlarında yer alır. Edirneli Emri'nin çok sayıda muamması vardır. Fuzûlî'nin Farsça Muamma Risalesi isimli bir eseri vardır. "Dedemin beline sokduk bir düdük 28 KIYAFETNAME: İnsanların dış görünüşlerinden, onların karakterleriyle ilgili bilgiler çıkarmayı amaç edinen eserlere kıyafetname denir. Vücut orÂganlarından ya da vücudun dış görünüşünden kiÅŸinin karakteri belirlenmeye çalışılır. Türk edebiyatının en meÅŸhur kıyafetnameleri Hamdullah Hamdi (1449-1503)'nin Kıyafetname adlı mesnevisi ile Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780)'nın Marifetname adlı eseridir. 29. MEKTUP: Åžairlerin birbirlerine ya da dostlarına yazdıkları manzum mekÂtuplardır. Mektuplarda, ÅŸuara tezkirelerinde geçmeyen daha özel bilgilere rastÂlamak mümkündür. Åžairin yaÅŸadığı çevre, ÅŸair arkadaÅŸları ve dostları dolaylı yollardan da olsa mektuplarında gün ışığına çıkmaktadır. 30. FALNAME: Falın her bir çeÅŸidine göre düzenlenen manzum veya mensur kitaplara verilen isimdir. Yıldızname, tefe'ülname, hurşîdname, ihtilacname, kıyafetname, kehanetname adlarıyla da bilinir. İlm-i tefe'ül denilen fal ilmi, İslamiyet'ten önce ve sonra deÄŸiÅŸik ÅŸekillerde günümüze kadar gelmiÅŸtir. Ömer Rüşeni Dede'nin Miskinnamesi, Cem Sultan'ın Fal-ı Reyhan'ı Zaifi'nin Fal-ı Murgan'ı ile Hamdullah Hamdi ve Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Kıyafetnameleri bu türün önemli eserleridir. Zaifi'nin kuÅŸ isimlerine dayanarak hazırladığı açıklama ve bitiÅŸ beyitlerinin araÂsında elli dokuz murabbalık Fal-ı Murgan adlı eseri önemlidir. 31. MAHLASNAME: Bir ÅŸairin ÅŸiirde kullanıldığı isim olarak tanımlayabileceÂÄŸimiz mahlas, ya ÅŸairin kendisi tarafından benimsenir ya da bir usta ÅŸair taraÂfından kendisine verilirdi. Usta bir ÅŸair, genç bir ÅŸaire mahlas verecekse, bu durumu yazdığı bir ÅŸiirle duyururdu. Bu amaçla yazılmış ÅŸiirlere mahlasname adı verilir. Åžeyh Es'ad Galip Efendi'ye Hoca NeÅŸ'et tarafından yazılan mahlasÂname bu türe örnek verilebilir. Dîvan edebiyatında Åžeyhi'den itibaren mahlas alma geleneÄŸinin oluÅŸtuÄŸu tahmin ediliyor. Bazı ÅŸairler kendi isimlerini mahlas olarak da kullanmışlardır. Bazı ÅŸairlerse asıl isimleriyle alakası olmayan bir ismi mahlas olarak almışlardır. Fuzûlî, kimse tarafından beÄŸenilip kullanılmaÂyan bir ismi seçmeye özen göstermiÅŸtir. Mahlas kullanma geleneÄŸini çağımızÂda sürdüren ÅŸairler de vardır. 32. DARİYE: Divan ÅŸiirinde ev ile ilgili kasidelere dariye adı verilir. Divan şairlerinin caize (armaÄŸan alma) amacıyla ortaya çıkan fırsatçılıkları sonucu geliÅŸmiÅŸ bir türdür. Bazıları gazel tarzında da yazılmıştır. Yeni yaptırılan köşk, saray, yalı benzeri binalar için yazılır. Åžair eserden çok az bahseder hemen yaptıranı övmeye geçer. Binalar için hazırlanan kitabeler de bir tür dariye sayılır. 33. RAHŞİYE: Atlar için yazılmış kaside. Nesib bölümünde atlar övülür. Nefi'nin IV. Murat'ın atlarını övdüğü rahÅŸiyesi meÅŸhurdur. 34. HİLYE: Hazreti Muhammed'in fiziksel ve kiÅŸisel özellikleriyle örnek davranışlarını konu alan eserlere "hilye" denir. Zamanla hilye'nin kapsamı geniÅŸlemiÅŸ halifeler için de hilyeler yazılmıştır. Divan edebiyatında bu türün ilk örneÄŸi Hakani'nin, Hilye-i Hakani'sidir. Zamanla hilyelerin levhalara hattatlar tarafından yazılması geleneÄŸi de ortaya çıkmıştır. Kaynaklar: Türk Edebiyatı Tarihi, Ahmet Kabaklı Eski Türk Edebiyatı, Mine Mengi Çözüm Yayıncılık, 10. Sınıf Edebiyat Konu Anlatımı ve Soru Bankası Yorumlar (0)
![]() Yorum yaz
|







Klasik Türk Edebiyatında nazım, her zaman nesrin önünde tutulmuştur. Fakat nazım ve nesir karışık yazılan eserler de vardır.


