Cümle Çeşitleri Konu Testi - 1

1. AÅŸağıdaki dizelerin hangisinde yüklem, kelime çeÅŸidi bakımından ötekilerden farklıdır? A) Cebeci köprüsünün üstü / Karınca yuvasına benziyor B) Sivas…

Noktalama İşaretleri Konu Testi - 1

1. Gece yarısını bulmuÅŸtu vakit (I) Zifiri karanlıktı ortalık (II) Bir ışık çarptı gözlerine (III) Umut vermeyecek kadar sönük bir ışık (IV) Yalnız birinin…

Münacat - Şinasi

Hak-taalâ azamet âleminin pâdiÅŸehi Lâ-mekândır olamaz devletinin taht-gehi   Eser-i hikmetidir yerle göğün bünyâdı Dolu boÅŸ cümle yed-i kudretinin îcâdı  …

LYS Edebiyat Deneme - 2

1.      Ben ölürsem akÅŸamüstü ölürüm          Çocuklar sinemaya gider          Yüzümü bir çiçeÄŸe gömüp          AÄŸlamak gibi isterim          Derinden bir tren…

Edebiyat ve Sosyal Hayat

Edebiyat; duygu, düşünce ve hayallerin sözlü ya da yazılı ola­rak, güzel ve etkili bir biçimde anlatılması sanatıdır. Edebiyatın temel aracı dildir. Dil ile birlikte gelişir, yayılır. Edebiyat, duygu, düşünce ve hayalleri insanlarda güzellik duygusu bırakacak bi­çimde dile getirir. Edebiyat; şiir, müzik, resim, heykel, sinema gibi bir güzel sanat dalıdır. Üstelik edebiyat; şiir, resim, heykel gibi güzel sanatlardan yararlanan, hatta bunları bünyesinde barındıran bir sanattır. Bu yönüyle edebiyat, daha kapsayıcıdır.

 

Edebiyat, güzellikleri, insanların edindiği kazançları kuşaktan kuşağa aktarır. Bir toplum, kendi kültürel değerlerini, deneyim­lerini, tarihini edebiyat sayesinde gelecek kuşaklara aktarır. Dolayısıyla geçmiş ve gelecek arasında bağlantı kurar.

 

Edebiyatın amacı, doğayı, evreni, insanı anlatmaktır. Dolayısıy­la edebiyat, yaşamdan beslenen bir sanat koludur. İnsanı ilgi­lendiren her şey edebiyatta kendine yer bulmuştur. Sanat kay­gısıyla yazılan, okuyanda güzellik duygusu uyandıran hemen her edebî eser, yaşamdan beslenir, malzemesi yaşamdır.

 

Edebiyat ve Sosyal Hayat

 

Bir ulusun edebiyatıyla o ulusun toplumsal yapısı arasında doğrudan etkileşim vardır. Yani toplumsal yaşamdaki değişik­likler edebiyata da yansır. Bunu yansıtan da şair, öykücü, ro­mancıdır, yani edebiyatçılardır. Yazar veya şairi, yaşadıkları toplumdan ayrı düşünemeyeceğimize göre, onlar sosyal hayatta­ki değişiklikleri edebiyat ürünlerinde ortaya koymuşlardır.

 

Edebî eseri üreten sanatçı, öncelikle içinde yaşadığı toplumu ve insanı anlatmak amacındandır. Sanatçı, insanı soyut olarak ele almaz, onu sosyal çevresiyle birlikte anlatır. Edebiyatla sos­yal yaşam iç içedir. Dolayısıyla edebî bir metni, sosyal çevre­den ayrı düşünmek mümkün değildir.

Sosyal çevre, kişinin yaşadığı yerdeki insanlarla iletişim kurdu­ğu ortamdır. Kişinin içinde yaşadığı toplumun kültürü sosyal çevreyi oluşturan en önemli öğedir. Çünkü kişinin yaşam tarzı­nı, dünyaya bakışını, düşünüşünü kendi ulusunun kültürel de­ğerleri belirler.

 

Gerçekten de insanlar bağlı oldukları toplumlara göre düşü­nür, konuşur ve hareket ederler. Ayrıca kişinin ailesi, arkadaşları, yaşadığı şehir, iş ortamı, okul, hastane, resmî kuruluşlar vb. sosyal çevreyi oluşturan öğeler­dendir. İstanbul'da yaşayan bir insanın sosyal çevresiyle Ana­dolu'nun bir köyünde yaşayan insanın sosyal çevresi, şüphesiz aynı olamaz. Hatta İstanbul'u başlı başına düşünecek olursak Kadıköy'de yaşayan bir insanın sosyal çevresiyle Fatih'te oturan bir kişinin sosyal çevresi de farklıdır. Bunların alışveriş yaptığı fırıncısı, eczacısı, bakkalı vb. farklı özelliklere, ayrı yaşam biçimlerine sahiptir. İşte edebî me­tinde ele alınan bir kişi, sosyal çevresiyle birlikte yer alacaktır. Çünkü insan, çevresiyle vardır.

 

Yaşamdan birebir beslenen edebî metinler değil, kurmaca me­tinler de sosyal yaşamdan yararlanır. Sosyal yaşamı belirleyen bazı öğeler vardır. Edebî metin kurmaca da olsa bu öğelerden yararlanır. Zira edebiyatçı, eserinde yaşamda karşılığı olmayan kişileri anlatsa da onları sosyal bir yaşam üzerine kurmak zorun­dadır. Kurmaca bir olay ve kişiler üzerine kurulan bir öyküyü dü­şünelim. Bu öyküde yazar, kafasındaki olayı ve kişileri, bir sosyal çevre içerisinde anlatmak durumundadır. Aksi takdirde metin ya soyut bir görünüm kazanacak ya da çelişkili bir anlatıma bürünecektir. Bu da onun okunurluğuna gölge düşürecektir.

 

Örneğin yazar, sokaktaki insanların ayakkabısını boyayan bir çocuğu anlatacak. Öncelikle onun bir boya sandığının olması gerekir. Sonra onun dolaştığı sokaklar olacaktır. Yanına ayak­kabısını boyatmak isteyen insanlar gelecektir. Boyacı çocuk yemek yemek, alışveriş yapmak vb. için başka insanlarla diyaloga girecektir. Akşamleyin evine, ailesinin yanına gidecektir. Çocuğun yaşadığı bir mahallesi, arkadaşları vardır. Belki de ev­de bakacağı hasta bir annesi vardır. İşte tüm bunlar kurmaca da olsa anlatılan kişinin sosyal çevresidir. Bu çevreden yoksun bir edebî metni, kurmaca da olsa, yazmak mümkün değildir.

 

Yazar, olayı nasıl kurduysa kişinin sosyal çevresi de ona göre değişecektir. Yazar, bir doktoru anlatacaksa sosyal çevre de ona göre değişecektir. Çünkü bir ayakkabı boyacısı çocukla bir doktorun sosyal çevresi aynı olmaz. Demek ki yazar, kurmaca bir edebî metinde kişileri, yaşadığı mekân, aile, arkadaşları, ça­lıştığı ortam vb. sosyal öğelerle birlikte anlatacaktır.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

İlk Türkçe sözlük Kaşgarlı Mahmut'un "Divanü Lügati't-Türk" adlı eseridir.
PerÅŸembe, 05/24/2012 09:50
Telif Hakkı © 2012 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.