Cümlede Anlam Konu Testi - 2 (8. Sınıf)

AKILCILIK VE BİLİM Bir ulusun kade­rine hükmetmiş; ger­çeklere dayanan, ev­rensel ağırlıklı, gele­ceğe yönelik, birbiri ile uyumlu amaçlar, uygulamalar,…

Tanzimat Edebiyatında Roman

Türk edebiyatında roman 1860'tan sonra başlar, Edebiyatımızdaki ilk roman, François Fenelon'dan Yusuf Kâmil Paşa tarafından Telemak (1862) adı ile çevrilen…

Cumhuriyet Dönemi Roman ve Hikayelerinde Temler

Millî Mücadele ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında roman ve hikâyelerimizde işlenen temler şunlardır: * Anadolu ve Anadolu halkı. İlk romanlarda İstanbul dışı ve…

Zamirler Konu Testi - 2 (6. Sınıf)

1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "bu" sözcüğü zamir (adıl) olarak kullanılmamıştır? A) Bu hepimizin ortak sorunudur. B) Bu haber basına kesinlikle sızmamalı.…

Hümanizm - Rönesans - Reform

Batı dünyası millet veya toplumlarının hayat ve tarihlerinde çok önemli bir yeri olan hümanist felsefe ve bu felse­fenin, hayatın değişik alanlarına somut yansıması olan Rönesans (ve Rönesans'ın dinî cephesini oluşturan reform) arasında çok yakın ve çoğu zaman iç içe geçmiş bir ilişkiler ağı vardır. Nitekim zaman zaman bu kavramların bir­birinin yerine kullanıldığı görülür.

Hümanizm, Batı toplumlarının içinde yaşadıkları dünyaya karşı XIV. yüzyıldan itibaren tepki olarak geliştirdikleri yeni bir dünya görüşü, yeni bir felsefe; Rönesans, bu felsefenin ışığında oluşan yeni bir kültür, sanat, bilim ve me­deniyet sentezi; reform ise bu kültür ve medeniyet sentezinin dinî cephesini oluşturan bir olgudur. Üstelik hüma­nizm, Rönesans ve reform birbirinden farklı zamanlarda yaşanan gelişmeler değildir. Bir anlamda birbirini var eden veya birbirinin sebep ve sonucu olan gelişme/değişme zincirinin iç içe geçmiş halkalarıdır. Öncelik hümanizme ait­tir.

"Hümanizm" kelimesi, Batı dillerinde XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren görülmekle birlikte, 1850'lerde yaygın bir biçimde ve bugünkü anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Hümanizmin genel anlamı "insanlık aşkı, insancıllık; in­sanı renk, ırk, din ve konumunu dikkate almadan sevmek, onun iyiliğini düşünmek"; özel anlamı "Rönesans çağın­da Eski Yunan ve Latin edebiyatına dönüp ona değer veren, onu tanıtan, araştıran öğreti"; felsefi manası ise "İn­sanî değerlerin savunulmasını esas alan dünya görüşü"; "Genel olarak akıllı insan varlığını tek ve en yüksek de­ğer kaynağı olarak gören, bireyin yaratıcı ve ahlaki gelişiminin, rasyonel ve anlamlı bir biçimde, doğaüstü alana hiç başvurmadan doğal yoldan gerçekleştirebileceğini belirten ve bu çerçeve içinde insanın doğallığını, özgürlüğünü ve etkinliğini ön plana çıkaran felsefi akım"dır.

"Rönesans'ın kelime anlamı, "dirilme, yeniden doğuş"tur. "Reform" ise genel olarak "yenilik, yenileştirme" anlamı­na gelmektedir. Reform'un Batı tarihi ve konumuz sınırlarındaki anlamı ise "dinde yapılan yenilik, dini yenileştirme, yeniden yorumlama"dır.

"Daha iyi duruma getirmek için yapılan değişiklik, iyileştirme, düzeltme, ıslahat" anlamlarına gelen reform, Orta Çağ Avrupa'sında "dini yenileştirme" ile sınırlıdır ancak Fransa'da ve Osmanlı'da reform hareketleriyle bütün kurumlar değiştirilmiştir. Başka bir deyişle reform, tüm­den değil parça parça değişimdir.

Rönesans'la birlikte Avrupa aydınlanma sürecine gir­miştir. Gutenberg'in matbaayı icat etmesi, kilise tara­fından tepkiyle karşılanmış ve Victor Hugo'nun "Nötre Dame'ın Kamburu" adlı eserinde belirttiği gibi bunu bir "şeytan icadı" olarak belirtmekten çekinmemiştir. O dö­nem Avrupa'sında kilise, yasaları bile etkisi altına al­mıştı. Skolastik düşünceye bağlı olarak kilise, tüm in­sanların kendisi gibi düşünmesini istiyordu. Eleştiri ve bilimsel düşünce yasaktı. Örneğin, Galileo adındaki bir İtalyan'ın, gözlemleri sonucunda Dünya'nın Güneş et­rafında döndüğünü söylemesi, kilise tarafından büyük tepkiyle karşılanmıştır. Bununla birlikte sanat da tam anlamıyla yapılamıyordu çünkü sanat, kilise azizlerini resmetmekten ileri gidemiyordu. Kilise aslında matbaa­ya karşı değildi. Kilisenin karşı olduğu, matbaa yoluyla yeni düşüncelerin halka yayılmasıydı çünkü kilise bu yolla halk üzerindeki etkisinin azalacağını düşünüyordu ve bunda da haklıydı.

 

HÜMANİZM VE RÖNESANS'IN DOĞUŞ ORTAMI

XIV. yüzyıla kadarki Orta Çağ Avrupa'sı, yaklaşık bin yıldır, Eski Grek - Latin kültür, medeniyet ve inançlarıyla olan bağlarını koparmış, tamamıyla Hristiyanlığın belirlediği skolastik bir düşünce dünyası içinde yaşamaktaydı. Aris­tokratlar, ruhbanlar, köleler ve köylülerden oluşan üçlü bir katı sınıf yapısı içindeki bu dünyada, hiçbir hür dü­şünceye hayat hakkı yoktu. Kalabalıklar, bir avuç aristokrat ve ruhban tarafından yönetilir ve sömürülürdü. Pek çok şey gibi, eski eserleri okumak günah; hatta kâfirlik olarak kabul edilirdi. Zaten Eski Yunan ve Latin edebiyatına ait birçok eser kaybolmuştu. Ancak devlet ve kilise dili Latince idi. Bazı ilahiyatçılar, filozoflar ve analistler; Latince va­sıtasıyla Grek - Latin eserlerine, bu eserlerdeki düşünceye yöneldiler. Söz konusu yöneliş, zaman içinde yaygın­lık kazandı; hatta bir hayranlığa dönüştü. Bu sebeple hümanizm, çok büyük oranda Eski Grek - Latin eserlerine, düşüncesine, kültür ve edebiyatına dönüş; ona duyulan hayranlık olarak gelişti. Söz konusu gelişme, bu eserle­rin tercüme ve (matbaanın icadından sonra da) basım-yayım sürecini hızlandırdı. Latince eğitimi yaygın­laştı. Eleştirel düşünce gelişti. Böylece içinde yaşanılan dinî, sosyal, ekonomik, kültürel ve felsefi değer­ler ve bunları temsil eden müesseseler sorgulanmaya başlandı. Sonunda da insan merkezli ve insanla sı­nırlı hümanist felsefe oluştu.

Bu noktada hümanist felsefe ile Rönesans ve reform hareketlerinin temelini, ilk çağ felsefesi ve felsefecilerinin dü­şüncelerinin oluşturduğu gerçeğini belirtmemiz gerekir. Bunların başında da Eflatun ve Aristo'nun Tanrı, varlık, insan ve sanat hakkındaki düşünceleri gelir.

Hümanizm, Rönesans ve reformun doğuşunda, bunun dışında çeşitli düzeylerde etkili olan başka iç ve dış faktör­ler mevcuttur. Bunları kısaca şu şekilde sıralamak mümkündür:

* Matbaanın icadıyla birlikte kitap ve okuyucu sayısının artması, bilgi ve düşüncenin daha geniş kitlelere daha çabuk yayılması, edebiyatın daha geniş kitlelere hitap etmesi;

* Coğrafi keşiflerle yeni dünyaların ve bu dünyalara ait yeni kültür ve medeniyetlerin tanınması, böylece dinî, ahlaki, sosyal, ekonomik ve kültürel hareketliliğin artması;

* Katolik mezhebine karşı Protestan mezhebinin ortaya çıkması,

* Topun icadıyla derebeyliklerin ortadan kaldırılması ve ardından gelen iç savaşlarla yeni bir sosyal yapılanma­nın gerçekleşmesi,

* Haçlı Seferleri ve diğer birtakım sebeplerle Doğu ve özellikle İslam medeniyet ve düşüncesinin tanınması; şe­hirleşmenin gelişmesi ve çeşitli faktörlere bağlı olarak maddi refahın artması, burjuva sınıfının oluşması;

* Avrupa milletlerine ait dillerin gittikçe gelişmesi

İslam kültür ve medeniyeti ile bu medeniyetin önemli temsilcilerinin (İbni Rüşt, İbni Sina, Farabi vb.) Batılılarca ta­nınmasının; hümanizm, Rönesans ve reformun oluşum ve gelişmesinde önemli rolünün olduğunu da belirtmek ge­rekir.

İlk belirtileri XIV. yüzyılın başlarında İtalya'da görülmeye başlayan hümanizm ve Rönesans, asıl gücüne XV. yüz­yılda ulaştı ve XVI. yüzyılın sonuna kadar da varlığını sürdürdü. Dante, Petrarca ve Boccacio, hümanizm ve Rö­nesans'ın ilk müjdecileridir. İtalya'dan sonra XV. Yüzyılda İspanya, Portekiz, Fransa, İngiltere ve Almanya'ya sıç­rayan hümanizm ve Rönesans, bu ülkelerde de birbirine çok yakın anlayış içinde hayat bulmuştur.

Reform ise hümanizm ve Rönesans'la başlayan Avrupa'daki fikrî, sosyal, kültürel, ekonomik değişmelerin sonucunda, İncil'in millî dillere çevrilmesi, dinin tartışmaya açılması ve bu alanda yeni düzenlemeler geti­rilmesi hareketidir.

Reform hareketini başlatan kişi Martin Luther'dir (1483 -1546). Luther'in 1517 yılında gerçekleştirdiği 95 madde­lik reformunun özü şudur: İnsan sezgi gücü sayesinde Tanrı ile iletişim kurabilir, her ferdin kilisesi kendi yüreğidir, kutsal kitap herkes tarafından okunup anlaşılabilir ve uygulanabilir. Böylece Luther, asırlardır ruhban sınıfı ile ina­nan Hristiyanlar arasındaki ayrımı kaldırmış; bir anlamda fertle Tanrı arasındaki kilisenin egemenliğini kırmıştır.

RÖNESANS İLE TANZİMAT HAREKETİNİN ORTAK VE FARKLİ YÖNLERİ

* İki hareket de Orta Çağ zihniyetine karşı girişilen bir yenileşme hareketidir.

* İki harekette de yeni kavram ve düşüncelere yöneliş başlamıştır.

* İki harekette de eleştirel bir yaklaşımla içinde yaşanılan dinî, sosyal, ekonomik, kültürel ve felsefi değerler ve bunları temsil eden müesseseler sorgulanmaya başlanmıştır.

* İki harekette de insana değer verilen bir gelişme başlamıştır.

* Rönesans'la birlikte kralların iktidarlarında bir zayıflama görülür, Tanzimat'ta da padişahın yetkileri sınırlandırıl­mıştır.

* Tanzimat, Rönesans'tan farklı olarak doğal şekilde gelişmemiş; tepeden inmiştir, yani devlet eliyle gerçekleşti­rilmiş bir yenileşme hareketidir.

* Tanzimat'ın; tabandan, yani halk tarafından örgütlenen bir hareket olmaması, yenileşme hareketlerinin de ba­zı direnme noktalarıyla karşılaşmasına, dolayısıyla gecikmesine neden olmuştur.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Türk edebiyatında mesnevi türünde yazılmış ilk eser “Kutadgu Bilig”dir.
Perşembe, 05/24/2012 10:01
Telif Hakkı © 2012 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.