İsim Tamlamaları Konu Testi - 1 (7. Sınıf)
Anlatım Bozuklukları Konu Testi - 2 (8. Sınıf)
Noktalama İşaretleri Uygulama - 1 (6. Sınıf)
Edebi Metinlerde Bakış Açıları
| Öğretici Metinlerin Türleri |
|
NOT: Öğretici metin türlerinin geliÅŸmesinde en önemli rolü gazete üstlenmiÅŸtir. Tanzimat Dönemi sanatçıları yazdıkları öğretici metinleri gazetelerde yayımlayarak düşüncelerini geniÅŸ halk kitÂlelerine ulaÅŸtırabilmiÅŸlerdir.  Öğretici metinlerde temel amaç aynı olsa da (Temel amaç öğreticilik, bilgi vermektir.) öğretici metinler farklı türleÂre ayrılır. Öğretici metinlerin farklı türlere ayrılmasında en önemli etken, metinde iÅŸlenen konu ve konunun niteliÄŸiÂdir.  A. TARİHÃŽ METİNLER * Tarih; toplumları, milletleri, kuruluÅŸları etkileyen hareketlerden doÄŸan, olayları zaman ve yer göstererek anlaÂtan, bu olaylar arasındaki iliÅŸkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla baÄŸlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduÄŸu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilimdir. * İnsanların, geçmiÅŸi öğrenme istekleri, tarih biliminin doÄŸmasını saÄŸlamıştır. Tarih bilimi; insan topluluklarının yaÂÅŸayışlarını, mücadelelerini, siyasi olaylarını, kültür ve uygarlıklarını inceler. Tarih bu olayları incelerken sebep sonuç iliÅŸkileri üzerinde durur. Olayları iliÅŸkilendirir, olayın geçtiÄŸi yeri ve zamanı belirler. Olayları belgelere daÂyalı olarak anlatır. Belgelere dayalı bir anlatım söz konusu olduÄŸundan tarihî metinlerde yorum ya da izlenimÂler deÄŸil nesnel bilgiler aktarılır. * Bilgiyi aktarmak amaçlandığından tarihî metinlerde yalın ve duru bir anlatıma baÅŸvurulur. * Tarihî metinlerle tarihî bir olayı ele alan edebî metinler karıştırılmamalıdır. Edebî metinler kurmacadır tarihî meÂtinler ise belge niteliÄŸi taşır ve nesnel verilere baÄŸlı olarak oluÅŸturulur. Bu durumda tarihî bir olayı ele alan roÂman ve öyküler tarihî metin deÄŸil, sanat eseridir. Bu metinlerde amaç öğretmek, nesnel bilgi vermek deÄŸil; saÂnat, güzellik yaratmaktır.  B. FELSEFİ METİNLER * Felsefe sözcüğü, Yunancada phileo (sevgi) ve sophia (bilgelik) sözcüklerinin bir araya gelmesiyle oluÅŸur. Phi-leosophia (bilgelik sevgisi ya da hikmet arayışı), Yunanlı düşünürler için "bilgiyi sevmek, bilginin ardından koÅŸÂmak" anlamına gelir. * Felsefe; varlık ve düşünmeyi oluÅŸturan ilkeler, gerçeklik ve nedenselliÄŸin araÅŸtırılmasıdır. Belirli bir konuda yoÂÄŸun, sistematik ve yaratıcı olarak düşünmektir. Felsefe; düşündürür, sorgulatır, soru sorar ve cevabını arar. * Felsefeyi diÄŸer bilimlerden ayıran en önemli özelliÄŸi, mantıksal delillere ve akıl yürütmeye dayanmasıdır. * Felsefe konularını ve problemlerini ele alan metinlere ise felsefi metin denir. * Bilimsel metinler, terimler kullanarak bilimsel buluÅŸ ve gerçeklikleri iÅŸler. Felsefi metinlerde ise önemli olan kavÂramlardır. Felsefede, düşünce, kavramlar kullanılarak ortaya konur. * Felsefede; "varlık", "bilgi" ve "deÄŸer" kavramları üzerinde düşünülür ve bu problemlere yanıtlar aranır.  C BİLİMSEL METİNLER * Bilim; evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yaÂrarlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgidir. * Bilim; genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgidir. * Bilimsel metinler, bilimsel bilgi ve buluÅŸları aktarmak amacıyla yazılan metinlerdir. Bilimsel makaleler, konferans raporları, deÄŸerlendirme yazıları, toplantı özetleri vb. bilimsel metinlerdir.  Ç GAZETE ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİN TÜRLERİ 1. MAKALE * Bilim, fen konularıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliÄŸi olan gazete ve dergi yazılarına makale denir. * Makale; bilgi vermek, bir düşüncenin savunuculuÄŸunu yapmak amacıyla yazılır. * Makalede yazar, düşüncelerini okuyucuya kabul ettirmeyi amaçladığından kanıtlayıcı bir anlatıma baÅŸvurur. * Makalede öne sürülen yargılar nesnel verilerle güçlendirilir; tanımlama, örnekleme, tanık gösterme, karşılaÅŸtırÂma gibi yollarla açıklanıp kanıtlanır. * Düşünceye dayalı bir metin türü olduÄŸundan ve herhangi bir konuda okuyucunun kanılarının deÄŸiÅŸtirilmesi amaçlandığından makalede yalın ve duru bir anlatım kullanılır; sanatlı ve soyut ifadelerden uzak durulur. BelÂgelerden yararlanılabilir. * Makaleler; sanat, edebiyat, siyaset, bilim ve insanla ilgili her konuda yazılabilir. * Makale, alanında belli bir bilgi birikimine sahip kiÅŸilerce araÅŸÂtırma ve incelemeye baÄŸlı olarak yazılır. * Edebiyatımızdaki baÅŸlıca makale yazarları ÅŸunlardır: Åžinasi, Ziya PaÅŸa, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Åžemsettin Sami, Hüseyin Cahit Yalçın, Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, SüÂleyman Nazif, Yakup Kadri KaraosmanoÄŸlu, Refik Halit KaÂray, Falih Rıfkı Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar...  Tanzimat Edebiyatında Makale: Makale, edebiyatımıza Tanzimat Döneminde gazeteyle birlikte girmiÅŸtir. Makale türünün doÄŸması ve yaygınlaÅŸması gazete sayesinde olmuÅŸtur. Türk edebiyatındaki ilk makale, Åžinasi'nin "Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi"dir. Bu makalede Åžinasi; gazeÂtenin önemini, yazı dilinin yeninden düzenlenmesi gerektiÄŸini ve halkın anlayabileceÄŸi bir düzeyde olması geÂrektiÄŸini vurgulamıştır. Daha sonra Namık Kemal, Ziya PaÅŸa, Recaizade Mahmut Ekrem ve diÄŸer Tanzimat sanatçıları da sanat ve edebiyatla ilgili çeÅŸitli makaleler yazmışlardır. Namık Kemal, 1876'daTasvir-i Efkâr da yayımladığı "Lisan-ı Osmanî'nin Edebiyatı Hakkında Bazı MülahaÂzatı Şâmildir" adlı makalesinde edebiyatın gerçek sorunlarını ilk kez dile getirmiÅŸtir. Namık Kemal bu makaleÂde; yazı dilinin anlaşılır olması gerektiÄŸi, konuÅŸma diline yaklaÅŸtırılması gerektiÄŸi, divan edebiyatının somut gerÂçekleri yansıtmadığı gibi konular üzerinde durmuÅŸtur. Ziya PaÅŸa, 1868'de "Hürriyet" gazetesinde yayımlanan "Åžiir ve İnÅŸa" adlı makalesinde; ulusal deÄŸerlerimizi yansıtan halk edebiyatının örnek alınması gerektiÄŸini dile getirir ve yapıtların, halkın anlayabileceÄŸi bir dille ortaya konması gerektiÄŸini vurgular.  2. ELEÅžTİRİ * Bir edebiyat veya sanat eserinin her yönüyle anlaşılmasını saÄŸlamak ve deÄŸerlendirmek amacıyla yazılan yaÂzı türüne eleÅŸtiri denir. * EleÅŸtiri; bir sanat eserini tüm yönleriyle çözümleyerek açıklayan, onun olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya koÂyan çok yönlü yazıdır. * EleÅŸtiriler genelde nesneldir ancak öznel eleÅŸtiriler de vardır. * EleÅŸtirmen, deÄŸerlendirmeleriyle yazara ve okura kılavuzluk yapar. * Edebiyatımızdaki baÅŸlıca eleÅŸtiri yazarları ÅŸunlardır: Namık Kemal, Hüseyin Cahit Yalçın, Cenap Åžehabettin, Ali Canip Yöntem, Ahmet Hamdı Tanpınar, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, Nurullah Ataç, Memet Fuat... Tanzimat Edebiyatında EleÅŸtiri: Türk edebiyatında ilk eleÅŸtirinin Tanzimat Döneminde yazıldığını söylemek doÄŸru deÄŸildir ancak Batılı anlamaÂda eleÅŸtiri, yani edebî eleÅŸtirinin ilk örnekleri bu dönemde verilmiÅŸtir. Tanzimat'tan önceki eleÅŸtiriler, İslami edeÂbiyatın sadece yazı tekniÄŸinden söz eden eserlerden oluÅŸmaktaydı. Tanzimat Döneminde eleÅŸtiri; öncelikle divan ÅŸiiri aleyhinde birtakım düşünceleri taşır. Bunların başında Namık Kemal'in eleÅŸtirileri gelir. Namık Kemal; 1866'da "Tasvir-i Efkâr" gazetesinde yazdığı "Lisan-ı Osmanî'nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şâmildir" adlı uzun makalesinde edebiyatımızın gerçek sorunlarını diÂle getirir ve divan edebiyatını eleÅŸtirir. Bunun dışında Namık Kemal'in; zamanında yayımlanmamış olan "Talim-i Edebiyat Risalesi" ile "Celalettin HarzemÅŸah Mukaddimesi" vardır. Divan edebiyatına yapılan eleÅŸtiriler bakımından aynı daire içine girebilecek yazılardan biri de Ziya PaÅŸa'nın "Åžiir ve İnÅŸa (1868)" makalesidir. Ziya PaÅŸa'nın; yeni devrin ilk antolojisi olan "Harabat" uzun manzum mukaddimesi ile tekrar divan ÅŸiirine dönüÂşünü, ona sempatisini göstermesi, hatta divan ÅŸiirinin kısa bir muhasebesini yapması üzerine Namık Kemal, Ziya PaÅŸa'nın "Harabat" adlı eserini, "Tahrib-i Harabat" ve "Takip" adlı eserleriyle eleÅŸtirir. Recaizade Mahmut Ekrem, edebiyatta genç nesle öncülük eden hocalığı ve teorik yazılarıyla önem kazanır. Recaizade'nin; konuları yeni kategorilere yerleÅŸtirmesi, edebiyattan estetiÄŸe ve psikolojiye doÄŸru bir çıkış araÂması bakımından önemli olan "Talim-i Edebiyat" adlı eseri büyük ilgi görmüştür. Özellikle yeni ÅŸiir için bir beÂyanname sayılabilecek "Takdir-i Elhan"ı ve "Zemzeme" mukaddimesi devrin teorik kitaplarının önemlilerindendir. Edebiyat tarihlerine genelde eski edebiyat taraftarı olarak geçen ancak yenileÅŸen edebiyatımızın temsilcileri arasında bulunan Muallim Naci'nin Recaizade Mahmut Ekrem'le giriÅŸtiÄŸi, daha sonra taraftarlarının devam etÂtirdiÄŸi tartışmalar, ÅŸiirin geliÅŸmesi ve eleÅŸtiri türü açısından çok önemlidir. Muallim Naci, bu konudaki düşünceÂlerini, Ekrem'in "Zemzeme"sine karşılık olarak "Demdeme" adı altında toplar. "Istılahat-ı Edebiyye"si ise esÂki geleneÄŸin son belagat (düzgün anlatma) kitabı olarak kalacaktır. Fakat onun eleÅŸtiri alanında asıl dikkati çeÂken görüşleri BeÅŸir Fuat'ı tanıdıktan sonra baÅŸlar. Edebiyat üzerine karşılıklı yazışmalarından oluÅŸan "İntikad", birbirinden çok farklı dünya görüşlerinin sahibi olan iki kiÅŸinin, medenî bir çerçevede tartışmalarını göstermesi bakımından üzerinde durulması gereken bir eserdir.  D. KİŞİSEL HAYATI KONU ALAN METİN TÜRLERİ 1. HATIRA (ANI) * Toplumda belli bir yer edinmiÅŸ kiÅŸilerin başından geçen ya da tanık oldukları olayları anlattıkları yazı türüne haÂtıra (anı) denir. * Anılar, çoÄŸu zaman, onları yazan kiÅŸinin de karışıp rol aldığı olaylara dayanan yazılardır. Bu nedenle anının anÂlatımı birinci kiÅŸinin aÄŸzından yapılır. * Anı, yaÅŸanmakta olanı deÄŸil; yaÅŸanmışı konu alır. * Anı; tarihî gerçeklerin öğrenilmesine katkı aÄŸlar. Yazarın, unutulmasını istemediÄŸi gerçekleri kalıcı kılar. Anı tüÂründe; gelecek kuÅŸaklara ders vermek, tarih ve kamuoyu karşısında hesaplaÅŸmak amacı da vardır. * Anı; kiÅŸinin yaÅŸamının belli bir sürecini içine alır ve gerçekçi, yalın bir anlatımla yazılır. Yazarın mesleÄŸine, eÄŸiÂlimlerine göre siyasi, edebî, askerî ve sosyal bir içerik taşıyabilir. Tanzimat Edebiyatında Hatıra: Hatıra, Tanzimat'tan önceki dönemlerde de edebiyatımızda görülen bir türdür ancak eski edebiyatımızda fazla önemsenmeyen bu tür, Tanzimat'la birlikte ön plana çıkmıştır. Tanzimat Dönemindeki baÅŸlıca hatıra yazarları ÅŸunlardır: Namık Kemal (Magosa Hatıraları), Ziya PaÅŸa (Def-ter-i Amal), Muallim Naci (Ömer'in ÇocukluÄŸu), Akif PaÅŸa (Tabsıra) ...  2. GEZİ YAZISI * Genelde bir edebiyatçının; gezip gördüğü yerlerdeki ÅŸehirleri, gelenek ve görenekleri, doÄŸal ve tarihî güzellikÂleri, kültürel unsurları vb. sanatsal bir anlatımla kaleme aldığı metinlere gezi yazısı denir. * Yazar gezi yazısını; gözlem, inceleme ve bilgileri bir araya getirerek oluÅŸturur. * Gezi yazısında yazar; gördüklerine, yorumlarını da katabilir. * Gezi yazısında akıcı ve sade bir dil kullanılır. * Edebiyatımızdaki baÅŸlıca gezi yazarları ÅŸunlardır: Evliya Çelebi, Ahmet Mithat Efendi, Direktör Âli Bey, Cenap Åžehabettin, Ahmet HaÅŸim, Falih Rıfkı Atay, ReÅŸat Nuri Güntekin, Oktay Akbal...  Tanzimat Edebiyatında Gezi Yazısı Åžeydi Ali Reis'in "Mir'atül Memalik (Memleketlerin Aynası)" ve Evliya Çelebi'nin "Seyahatname" adlı eserÂleri bu türün ilk örnekleridir. Gezi yazısının edebiyatımızdaki ilk örnekleri "seyahatname"lerdir ancak asıl gezi yazıları, BatılılaÅŸma süreciyle birlikte Avrupa'ya -özellikle Fransa'ya- giden sanatçı ve aydınlarımızın Avrupa ÅŸehirleriyle ilgili yazdıklarıdır. Tanzimat Dönemi sanatçıları, devlet adamı kimlikleriyle ya da zorunlu olarak yurtdışına çıkmışlar ve bu gezileÂrini kaleme almışlardır. Tanzimat Dönemi'nde Ahmet Mithat Efendi'nin Avrupa gezisini anlattığı "Avrupa'da Bir Cevelan", bir av geÂzisini anlattığı "Sayyadane Bir Cevelan" eserleri önemlidir.  3. MEKTUP * Temel anlamıyla mektup; haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoÄŸunlukla posÂta yoluyla gönderilen metindir. * Bir yazın türü olarak mektup, kiÅŸinin iç dünyası yansıtması ve düşüncelerini paylaÅŸması bakımından önemlidir. * Mektup, yazılış amacına göre türlere ayrılır:  a)  Özel Mektup * İnsanların, çeÅŸitli konulardaki duygu ve düşüncelerini paylaÅŸmak amacıyla yakınlarına (akraba, eÅŸ, dost, arkaÂdaÅŸ) yazdıkları mektuplardır. * Özel mektuplarda gizlilik esastır, bu mektup türü sadece yazanla okuyanı ilgilendirir. * Özel mektuplar sade bir dil ve içten bir anlatımla kaleme alınır.  b)  Edebî Mektup * Sanatçıların herhangi bir konudaki duygu ve düşüncelerini açıkladıkları, savundukları mektuplardır. Edebî mekÂtuplar da özel mektuplar gibi bir kiÅŸiye yazılır (Bu kiÅŸi de genelde sanatçıdır.) ancak asıl amaç bu duygu ve düÂşünceleri herkese duyurmaktır. * Edebî mektuplardan; yazıldığı dönemin sanat ve edebiyat olayları ve tartışmaları hakkında bilgi edinmek mümÂkündür.  c)  İş Mektubu * Bir iÅŸ gereÄŸi ticari kurum ya da kiÅŸilere yazılan mektuplardır. Bu mektuplarda iÅŸle ilgili konular dile getirilir.  d)  Resmî Mektup * Devletin farklı kurumlarının kendi aralarında ya da kiÅŸi ve kurumlarla yazışmaları gerektiÄŸinde kullanılan mekÂtuplardır.  e)  Açık Mektup * Herhangi bir kiÅŸiye gönderilmeyip basın yoluyla açıklanan mektuplardır. * Edebiyatımızdaki önemli mektuplar: Namık Kemal (Namık Kemal'in Hususi Mektupları), Abdülhak Hamit Tar-han (Mektuplar), Ahmet Mithat Efendi - Muallim Naci (Muhaberat ve Muhaverat), Ziya Gökalp (Limni ve Malta Mektupları), Halikarnas Balıkçısı (Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı), Nazım Hikmet (Kemal Tahir'e Mapusaneden Mektuplar), Ahmet Hamdı Tanpınar (Mektuplar), Cahit Sıtkı Tarancı (Ziya'ya Mektuplar), Nurullah Ataç (Okuruma Mektuplar)...  Tanzimat Edebiyatında Mektup: Tanzimat Dönemi sanatçılarının çeÅŸitli nedenlerle (elçilik görevi, sürgün hayatı vb.) yurt dışında yaÅŸamaları "mekÂtup" türünün bu dönemde önem kazanmasını saÄŸlamıştır.  Tanzimat Dönemindeki önemli mektuplar ÅŸunlardır: Ahmet Mithat Efendi ve Muallim Naci "Muhaberat ve MuÂhaverat (HaberleÅŸme ve KonuÅŸmalar)", Abdülhak Hamit Tarhan "Mektuplar", Namık Kemal "Namık KeÂmal'in Hususi Mektupları" ** Konu anlatımıyla birlikte uygulama ve testi ekten indirebilirsiniz...
Yorumlar (3)
![]() Yorum yaz
|







Tanzimat Dönemiyle birlikte; Batı'dan alınan anlatmaya baÄŸlı edebî metinlerden roman, hikâye; göstermeye baÄŸÂlı edebî metinlerden tiyatro türlerinin ilk örnekleri verilmeye baÅŸlanmıştır. Öğretici metinlerden deneme, makale gibi türler de ilk defa Tanzimat Döneminde görülmüştür.


