Muallim Naci'nin Eserleri
Tanzimat Edebiyatının Oluşumu
Kuyruklu Yıldız Altında Bir…
| Servet-i Fünun Edebiyatı'nın Oluşumu |
|
Dönemin Siyasi Yapısı Servet-i Fünûn edebiyatının anlaşılması için II. Abdülhamit döneminin çok iyi bilinÂmesi gerekir. II. Abdülhamit (1842 -1918), Osmanlı Devleti'nin 34. padiÅŸahıdır. II. Abdülhamit tahta çıktığında (1890), OsÂmanlı Devleti büyük bir bunalım içindeydi. Milliyetçi akımların etkisiyle Balkanlar'da ayaklanmalar birbirini izliyordu. Yurt içinÂde meÅŸrutiyet yanlısı görüşler güçleniyorÂdu. Abdülhamit tahta çıkar çıkmaz, 23 Aralık 1876'da, Osmanlı'nın ilk anayasası olan Kanun-ı Esasiyi ilan etti. Meclis-i Meb'ûsân ve Ayan Meclisi üyelerinden oluÅŸan ilk Meclis, 19 Mart 1877'de açıldı. Böylece i. MeÅŸrutiyet dönemi baÅŸladı. Â
  Anayasa ilan edildikten kısa bir süre sonra 1877-1878 OsmanÂlı - Rus Savaşı baÅŸladı. Osmanlı Devleti bu savaÅŸta yenildi. ÜlÂkede bu sonucun sorumluları arandı. Mebuslar Meclisinde hüÂkümet ağır eleÅŸtiriler aldı. Abdülhamit, durumdan rahatsızdı.  Kanun-i Esasi'nin 113. maddesiyle kendisine tanınan "istediÄŸi kiÅŸiyi sürgüne gönderme yetkisi"ni kullanarak, daha Meclis toplanmadan Sadrazam Mithat PaÅŸa'yı sürgüne yolladı. YenilÂgilerin sorumlusu olarak gördüğü Meclisi süresiz olarak kapattı. Mart 1877'de açılan Meclis-i Meb'ûsân'ın Åžubat 1878'de kaÂpatılmasıyla I. MeÅŸrutiyet dönemine son verilmiÅŸ, "mutlakıyet" idaresine dönülmüştü.  Bu arada Fransız İhtilali'nden sonra bütün dünyayı saran "hürÂriyet, milliyet ve istiklal" akımlarının, özellikle Batılı büyük devletlerin çabalarıyla hızla geliÅŸmesi, Osmanlı'yı bunaltıyordu. II. Abdülhamit, "özgürlükleri kısıtladığı" gerekçesiyle ciddi ÅŸeÂkilde eleÅŸtiriliyordu. Onun yönetim tarzı, gençler üzerinde "ruhsal bunalımlar" yaratmıştı. Bu gençler, böyle bir yönetim altında hiçbir geliÅŸme saÄŸlanamayacağını savunuyorlardı. Gençler, diÄŸer aydınlarla buluÅŸup gizli dernekler kuruyor ve mücadelelerini yasadışı olarak yürütmeye çalışıyorlardı. Bu ayÂdınlara da "Jön Türkler" (Genç Türkler) deniyordu.  İdealist fikirlerle ortaya çıkan "Jön Türkler", II. Abdülhamit döÂnemine "İstibdat Dönemi" (devr-i istibdâd) adını verdi.  Bu dönemde II. Abdülhamit, yönetimde Babıâli'nin (Topkapı Sarayı merkezli bürokrasi) etkisini tamamıyla ortadan kaldırıp, Yıldız Sarayı'nda oluÅŸturduÄŸu yeni yönetim ekibini hâkim duruÂma getirmiÅŸ, mutlak bir disiplin mekanizması kurmuÅŸtu. AydınÂlar İstanbul'dan uzaklaÅŸtırılırken; kitaplar, gazeteler, dergiler sansürden geçiriliyor, özgürlük konusuna yoÄŸunlaÅŸanlar her türlü baskı ve yıldırma hareketine maruz kalıyordu.  "Eski - Yeni" Tartışması  Tanzimat'tan beri edebiyatta büyük bir deÄŸiÅŸim yaÅŸanıyordu. Tanzimat öncesinde, İslâmiyet'in etkisinde geliÅŸen "Divan edeÂbiyatı" egemendi. Tanzimat'tan sonra edebiyat yön deÄŸiÅŸtirmiÅŸ ve Batının etkisine girmeye baÅŸlamıştı. Bu büyük yön deÄŸiÅŸimi, sanatçılar arasında tartışmalara yol açmıştı. Divan edebiyatına "eski", Batı tarzındaki edebiyata "yeni" deniyordu. Bu iki edeÂbiyat taraftarları arasında yapılan tartışmalar ise "eski -yeni tartışması" olarak anıldı.  "Recaizâde Mahmut - Muallim Naci" Tartışması  Serveti-i Fünûn Edebiyatının doÄŸmasında Muallim Naci ile ReÂcaizâde arasındaki "eski-yeni" tartışması çok önemli bir rol oyÂnamıştır.  Muallim Naci, eski edebiyata karşı daha "ılımlı" duruyordu. YeÂni edebiyata geçiÅŸin yavaÅŸ ve doÄŸal bir süreçte olması gerekÂtiÄŸini savunuyordu. O, "eski-yeni sentezi"nin gerçekleÅŸtirilmesi amacıyla, eski edebiyatın üstün yönlerine de sadık kalınması gerektiÄŸine inanıyordu. Yerli ve millî niteliklerle donanmış bir yeni edebiyat düşüncesini dillendiriyordu. Türk edebiyatının kökten deÄŸil, kısmî bir ÅŸekilde modernleÅŸtirilmesine taraftardı. Ortada durup, iki tarafın da güzelliklerinden yararlanılması geÂrektiÄŸini düşünüyordu. Ancak "yeni"ye daha hoÅŸgörülü davraÂnan sanatçıları eleÅŸtirmekten de geri kalmıyordu. Recâîzâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit'in edebiyatta "biçimi" ve "saÄŸlam üslubu" pek umursamayan yaklaşımlarını eleÅŸtiriyorÂdu. Bu nedenle, rakipleri tarafından "eski edebiyatın temsilcisi" olarak algılandı.  Bazı genç sanatçılar da eski edebiyatın savunucusu zannettikÂleri Muallim Naci'ye karşı, yeni edebiyatın kesin ve sert bir saÂvunucusu olarak görülen Recaizâde'nin tarafını tutuyordu. Bunda Recâîzâde'nin, kendisini yeni edebiyatın üstadı görmeÂsinin de büyük etkisi vardı. Recaizâde Mahmut Ekrem, Naci'nin ÅŸiirlerini, sadece estetiÄŸi öne çıkardığı gerekçesiyle ağır ÅŸekilÂde eleÅŸtiriyordu.  Bu tartışmada, her ikisinin de etrafında geniÅŸ birer halka oluÅŸÂmuÅŸtu. "Muallim", eski edebiyata dair köklü bilgisiyle; "üstad" olarak görülen Recaizâde ise sanatın ne olduÄŸu konusundaki dikkate deÄŸer fikirleriyle çevrelerindekileri etkileri altında tutuÂyorlardı.  Bu dönemde "eski" edebiyatın kesin savunucusu ise Elhac (Hacı) İbrahim Efendi ve onun etrafındaki sanatçılardı. Åžeyh Vasfı, Halil Edîp, Faik Esat (Andelîb), Müstecâbilizâde İsmet, Mehmet Celâl, Ahmet Rasim, Sâmih Rıfat gibi sanatçılar "Hazine-i Fünûn", "Resimli Gazete", "Musavver Malûmat", "MusavÂver Fen ve Edeb", "İrtika" gibi dergi ve gazetelerde Servet-i Fünûn'a karşı sert eleÅŸtiriler yönelttiler.  Edebiyatta eskiyi savunanlarla ılımlılar, geleneksel yaÅŸam tarzıÂnı sürdürmüşlerdir. Yeniyi savunanlar ise Batılı yaÅŸam biçiÂmine uymaya çalışmışlardır.  Yeniyi savunanlar, Recaizâde Mahmut Ekrem'in teÅŸvikleriyle Servet-i Fünûn dergisi etrafında birleÅŸtiler. Fransızca baÅŸta olÂmak üzere çocukluk yıllarında Batı dillerini öğrendiler. Batı edeÂbiyatı zevkiyle yetiÅŸtiler, istanbul'da Batılı bir yaÅŸam biçimi sürÂdürmeye eÄŸilimli oldular. Edebî yazı ve etkinliklerini Tevfik FikÂret'in baÅŸkanlığı altında gerçekleÅŸtirdiler. Böylece Recâîzâde ile Naci arasındaki çekiÅŸme, Servet-i Fünûn edebiyatının doÄŸmaÂsını saÄŸladı.  Servet-i Fünûn TopluluÄŸunun OluÅŸumu  Recaizâde Mahmut Ekrem, 1895 sonunda, "Malûmat" adlı derÂgide yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi, kuÂlak için mi olduÄŸu tartışmasına giriÅŸmiÅŸ ve bu gazeteye karşı ceÂvaplanılın bir kısmı Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanmıştı. "Eski-yeni" tartışmasının bitmeyeceÄŸini anlayan Recâîzâde EkÂrem, artık bir ekip çalışması yapmanın yollarını aramaya baÅŸladı.  Servet-i Fünûn, Recaizâde'nin Mekteb-i Mülkiye'den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 17 Mart 1891 yılından beÂri çıkarılmakta idi. Servet-i Fünûn, isminden de anlaşılacağı giÂbi baÅŸlangıçta daha çok bilimle ilgili yazılara yer veren bir derÂgiydi. Recaizâde, bunu bir edebiyat dergisi hâline getirmek için Ahmet İhsan'la anlaÅŸmış ve kendisinin Mekteb-i Sultanî (GalaÂtasaray Lisesi)'den öğrencisi olan Tevfik Fikret'i derginin "baÅŸÂyazarlığına" getirilmesini saÄŸlamıştı. Tevfik Fikret'in 256. sayıÂdan itibaren yazı iÅŸleri müdürlüğüne gelmesinden sonra bu dergi, tam bir edebiyat ve sanat dergisi olmaya baÅŸladı. O sıÂrada "Mektep, Maarif, Hazine-i Fünûn, Mirsat ve Malumat" gibi dergilerde yazan ve Recaizâde tarafını tutan birçok ÅŸair ve yaÂzar da Servet-i Fünûn'da toplandı. Hep birden Servet-i Fünûn edebiyatı denen bir edebî çığır açtılar. Dergi kısa zamanda gerek ÅŸekil gerek duyuÅŸ gerekse hayaller bakımından tamamıyla Batı tarzı ÅŸiirler, hikâyeler, romanlarla dolmaya baÅŸladı. Türk ÅŸiirine Fransız ÅŸiirinden birçok yeni haÂyaller getirildi. Bunları ifade için yeni tamlamalar kullanıldı. Sözlüklerden daha önce kullanılmamış Farsça ve Arapça kelimeler bulundu. Böylece konuÅŸma dilinden iyice uzaklaşıldı. "Estetik" ilk defa "hikmet-i bedayi" adı ile bu dergide tanıtılmaya baÅŸlandı. 1898 yılının sonlarında Servet-i Fünûncular eski edeÂbiyatı tutanlara karşı mücadeleyi kazanmıştı. Yorumlar (0)
![]() Yorum yaz
|







"Ferilerin serveti (tekniÄŸin zenginliÄŸi)" anlamına gelen Servet-i Fünûn, Batı etkisinde geliÅŸen Türk edebiyatının 19. yüzyıl sonÂlarında (1896-1901) kısa fakat yoÄŸun bir BatılılaÅŸma hamlesi yaptığı dönemdir. Türk Edebiyatı'nın bu devrine "Servet-i Fünûn Devri" denmesi, bu edebî hareketin Servet-i Fünûn derÂgisi etrafında gerçekleÅŸmesi ile ilgilidir. Divan edebiyatına karşı kurulmaya çalışılan "Edebiyat-ı Cedîde" (Yeni Edebiyat) teriÂminin bu harekete ad olması ise hareketin bu terimi tamamıyla benimseyip kendi hakkında da çok sık kullanmasındandır. BuÂnun diÄŸer bir nedeni de Tanzimat'tan sonra edebiyatta "ikinci yenileÅŸme atılımının" bu dönemde gerçekleÅŸmesidir. EdebiyaÂtımızda gerçek anlamda bir Batı etkisi, Servet-i Fünûn döneÂminde görülür. Servet-i Fünûn edebiyatı, Türk edebiyatında 1860'tan beri devam eden "DoÄŸu-Batı" mücadelesinin, Batı leÂhine sonuçlandığı dönemdir. Bu dönemde Türk edebiyatı geÂrek zihniyet, gerek içerik, gerekse teknik özellikler bakımından bütünüyle Batılı bir nitelik kazanmıştır.


