|
Servet-i Fünun topluluğunu oluşturan sanatçılar aşağı yukarı 1870 kuşağıdır. Onların dünyaya geldikleri dönemde Batılılaşma hareketleri bir hayli ilerlemiş, yenilik meselesi yoluna girmişti.
Â
Tanzimat'ın ilk dönem sanatçıları 1879'dan sonra ölmüş, hayatta olanlar ise susmuÅŸ ya da susturulmuÅŸtu. DolayıÂsıyla yeni bir edebi topluluÄŸun ortaya çıkması için ortam çok uygundu. 1890'dan sonra birtakım yeni dergiler yaÂyımlanmaya baÅŸladı.
Â
1891'de yayın hayatına baÅŸlayan Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanmaya baÅŸlayan genç sanatçılar, o döneÂme kadar ülkeye büyük bir yenilik diye giren edebi örnekleri bir çırpıda okudular. Servet-i Fünun sanatçıları yetiÅŸÂtikleri okullarda yabancı dil -özellikle Fransızca- öğrenmiÅŸlerdi. O döneme kadar çok önemli görülen Arapça ve Farsçayı ihmal ettiler.
Â
Servet-i Fünuncuların yabancı dil bildikleri için Batı'ya yönelmeleri, Batıyla karşılaÅŸmaları çok kolay oldu. TanzimatÂçılar sadece romantik ve klasiklerden haberdar idiler; Servet-i Fünuncular ise parnasyenleri ve sembolistleri biliyorÂlardı. Fransızcanın yardımıyla Alman, İngiliz, Rus, İtalyan edebiyatları hakkında da az çok fikir sahibi olmuÅŸlardı.
Â
Büyük bir sanat aÅŸkı taşıyan Servet-i Fünuncular Fransız edebiyatını yakından izliyorlar, onu örnek alarak Türk edeÂbiyatını BatılılaÅŸtırmaya çabalıyorlardı. Türk ÅŸiirine Fransız ÅŸiirinden birçok yeni hayaller getirdiler, bunları ifade edeÂbilmek için o güne kadar hiç görülmemiÅŸ tamlamalar oluÅŸturdular. Sözlüklerden yeni yeni Arapça, Farsça kelimeÂler bulup çıkardılar. Böylece konuÅŸma dilinden uzak bir söz daÄŸarcığı oluÅŸturdular. Fransız edebiyatına aşırı baÄŸlıÂlıkları, halkın konuÅŸmasından farklı bir söz daÄŸarcığı oluÅŸturmaları itirazlara ve eleÅŸtirilmelerine yol açtı.
Â
Servet-i Fünun edebiyatının edebi faaliyetini sürdürdüğü dönemde İstanbul'un özellikle zengin kesimlerinde Batılı yaÅŸam tarzı, her yönüyle benimsenmiÅŸti. Zengin aileler çocuklarına Fransız mürebbiyeler tutuyor, küçük yaÅŸlarda Fransızca öğretiyorlardı. Batı mimarisine uygun büyük konaklar, deniz kıyısında yalılar yaptırılıyor, bu binaların içÂleri Batı zevkine ve hayat tarzına uygun biçimde düzenleniyordu.
Â
Tanzimat döneminde söz hakkı olmayan, geri planda kalan kadın öne çıkıyor; dışa dönük, aydın, yabancı dil bilen, piyano çalan bir kimliğe bürünüyordu. Buna karşılık özellikle romanlarda zayıf karakterli, silik bir kişiliği olan erkek portreleri dikkat çekiyordu.
Â
Servet-i Fünun dönemi 1896'da baÅŸlayıp 1901'de sona ermiÅŸtir. Bu dönemde devletin başında II. Abdülhamit varÂdır. Sanatçılar siyasi baskıyı üzerlerinde hissetmektedir. Baskı, istibdat dönemi olarak bilinen yıllardır. Duygu ve düÂşüncelerin özgür biçimde açıklanması mümkün deÄŸildir; sansür vardır. Düşüncelerini özgürce ifade edemeyen saÂnatçılar, karamsar bir ruh hali ile kendi içlerine kapanmışlardı.
Â
Baskıdan bunaldıkları için Türkiye'den kaçmayı bile düşünmüşlerdi. Bu mümkün olmayınca iyice kendi kabuklarıÂna çekilmiÅŸlerdir. Sıkıntılı, karamsar, hayattan beklentisi olmayan bir ruh halini eserlerine yansıtmışlardır. Onların bu durumlarında öncüleri durumundaki Recaizade Mahmut Ekrem'in hayat felsefesi ve fikirleri de etkili olmuÅŸtur.
Â
Servet-i Fünuncular toplum meselelerinden uzak, bireysel bir edebiyat oluÅŸturdular. Onların oluÅŸturdukları bu edeÂbiyata "salon edebiyatı" ve "yüksek zümre edebiyatı" gibi adlar verilmiÅŸtir. Eserlerinde toplumcu bir yön kesinlikle yoktur. Hedefledikleri Batılı yaÅŸam tarzına uygun ortamları, aileleri, tipleri, olayları anlatmışlardır.
Â
Aşırı bireycilikten kaynaklanan konu darlığı, sürekli kiÅŸisel hayallerin ve duyguların -özellikle aÅŸk duygusunun- iÅŸÂlenmesi, Servet-i Fünuncuların aynı çatı altında durmalarını güçleÅŸtirdi. Siyasi ÅŸartların baskısından kaynaklanan cansızlık, toplumdan kopukluk, dildeki sunilik, bundan kaynaklanan anlam kapalılığı Servet-i Fünun'un sonunu haÂzırlayan önemli faktörlerdir.
Â
Â
Â
Genel Özellikler
-
Servet-i Fünun döneminde Türk edebiyatı, tam anlamıyla Batılı bir kimlik kazanmıştır. Sanatçılar hem şiir hem düz yazı alanında edebiyatın gelişmesine büyük katkı sağlamışlardır. Servet-i Fünun, Tanzimat'ın çok ilerisinde ve ondan çok başarılı bir edebiyat oluşturmuştur.
-
Servet-i Fünuncular hem biçim hem içerik açısından önemli yenilikler gerçekleştirdiler.
-
Şiirde ağırlıklı olarak aruz ölçüsünü kullandılar, aruzu Türkçeye başarıyla uyguladılar.
-
Şiiri düz yazıya yaklaştırdılar. Bazı şiirleri konuşma doğallığındadır.
-
Kulak için kafiye anlayışını benimsemişlerdir.
-
Şiirde ahenge önem verdiler. Ahenk oluşturmak için kelime seçimine, vezne ve kafiyeye önem verdiler.
-
Ahenk için bazı şiirlerde birden çok aruz kalıbını denediler.
-
Şiirde beyit bütünlüğünü kırıp konu bütünlüğüne önem verdiler. Cümlenin dizede ya da beyitte tamamlanması kuralını aşıp sık sık anjanbmana başvurdular.
-
Divan ÅŸiiri nazım biçimlerinden sadece müstezattan yararlandılar; müstezadı geliÅŸtirip "serbest müstezat" naÂzım biçimini sık sık kullandılar.
-
Batı edebiyatından alınan sone ve terza-rima gibi nazım biçimlerini kullandılar.
-
Servet-i Fünuncuların şiirlerinde kullandıkları dil sade değildir. Şiirde, Divan şiirini aratmayacak ölçüde süslü, sanatlı, anlaşılması zor bir dil kullandılar.
-
Sanat için sanat anlayışına bağlı olan Servet-i Fünuncuların şiirlerinde en çok işledikleri konular aşk, tabiat ve bireysel duygulardır. Karamsarlık, yalnızlık, üzüntü şiirlerinde sık karşılaşılan kavramlardır.
-
Servet-i Fünun edebiyatında şiirde, sembolizm ve parnasizm akımlarının etkisi görülür.
-
Cenap Şahabettin'in şiirlerinde sembolizmin etkisi vardır. Parnasizm akımının etkisi ise hem Cenap Şahabettin'in hem de Tevfik Fikret'in şiirlerinde vardır.
-
Tevfik Fikret ve Cenap Sahabettin, Servet-i Fünun şiirinin en önemli iki şairidir.
-
Servet-i Fünun sanatçıları roman ve hikâye türlerinde de oldukça baÅŸarılıdırlar: Batılı roman ve hikâye tekniÄŸiÂne uygun ilk örnekler bu dönemde yazılmıştır.
-
Romanlarda mekân İstanbul'la sınırlıdır. Genellikle toplumun yüksek kesiminden insanların yaşadığı semtlerde, büyük yalı ve konaklarda geçen olaylar işlenmiş; sıradan insanların yaşantısına yer verilmemiştir.
-
Romanlarda aÅŸk, umutsuzluk, karamsarlık gibi bireysel konular, yasak aÅŸklar, gerçek-hayal çatışması gibi koÂnular iÅŸlenmiÅŸtir.
-
Hikâyelerde sınırlı da olsa halktan insanların hayatlarına ve Anadolu'da geçen olaylara yer verilmiÅŸtir. HikâyeÂlerde yerel ve millî nitelikler az da olsa yansıtılmıştır. Hikâyelerde kullanılan dil romanlara göre sadedir.
-
Romanlardaki dil de şiir dili gibi süslü ve sanatlıdır. Özellikle Halit Ziya'nın romanlarında alışılmıştan farklı bir cümle yapısı vardır. Halit Ziya, yeknesaklığı kırmak için cümlelerdeki fiilleri farklı kiplerle kullanmıştır. Cümlede yüklemin yerini değiştirip, devrik cümleler kullanmıştır. Eksiltili cümlelere yer vermiştir.
-
Servet-i Fünun döneminde yazılan roman ve hikâyelerde realizm ve natüralizm akımlarının etkileri vardır. Halit Ziya'nın Aşk-ı Memnu adlı romanında hem realizm hem natüralizm akımının etkisi görülür.
-
Halit Ziya, Servet-i Fünun'un roman ve hikâye alanındaki en önemli yazarıdır. Halit Ziya'dan sonraki isim ise Mehmet Rauf'tur. Hüseyin Cahit Yalçın roman ve hikâye türlerinde eserleri olan bir baÅŸka Servet-i Fünun yazaÂrıdır.
-
Roman ve hikâyenin dışında gezi yazısı, edebi tenkit, makale türlerinde de eserler verilmiştir.
-
Servet-i Fünun'da gazetecilik yoktur; gazetenin yerini dergi almıştır. Dergiler edebiyatçıların bir araya toplanıp grup oluÅŸturmalarını saÄŸlamıştır. Bu dönemde Servet-i Fünun'dan baÅŸka Hazine-i Fünun, Mütalaa, Resimli GaÂzete, Malumat, Mirsat, Musavver Fen, Mektep gibi birçok dergi yayımlanmıştır.
-
Tiyatro alanında önemli bir faaliyet yoktur. Bazı sanatçılar tiyatro oyunları yazmış olsa da çok başarılı eserler yoktur. Cenap Sahabettin, Mehmet Rauf ve Hüseyin Suad'ın tiyatro türünde çalışmaları olmuştur.
 İlginizi Çekebilecek Diğer Konular:
-
HALİL BEY:
- DeÄŸil iki gözüm, Åžefika saÄŸ olsun, rahat olsun da nereye giÂderse gitsin. Ben orasını düşünmem. Çocuk ne kadar iÃ...
-
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
Olur dembedem nevha-ger, naÄŸme-saz
Kafeslerde, camlarda pür iht...
-
Âmilimiz, efkârımız ikbal-i vatandır
Serhaddimize kal'a bizim hâk-i bedendir
Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir
Gavgâda şe...
-
Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duanın.
Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'ân okunur....
-
"Tanzimat" dönemi; modern Avrupa düşünce ve yaÅŸamının Türk Osmanlı Devleti'ne girmeye baÅŸladığı ve devlet örgütünÂde bazı ...
|