Zamirler (Adıllar) (6. Sınıf)
| Yeni Lisan ve Özellikleri |
|
Edebiyat dilinin o zamana kadar tamamıyla Arapça ve Farsçanın hâkimiyeti altında yapma bir dil olduğu inancına varan gençler, Edebiyat-ı Cedîde ve Fecr-i Atî mensuplarını dillerinin yabancılıklarından dolayı şiddetle eleştirmişlerdir. Onlar daha geniş halk kitlelerine seslenme imkânını sağlayacağı ve böylece medeni kalkınmaya da yardım edeceği için sadece edebî değil, aynı zamanda sosyal bir dava saydıkları "Yeni Lisan" davasının gerçekleştirmeyi amaç edinmişlerdir. Yeni Lisan hareketinin temel görüşleri: * Arapça ve Farsçaya ait gramer kurallarının kullanılmaması ve bu kurallarla yapılan tamlamaların -kimi istisnalar dışında- kaldırılması * Arapça kelimelerin, gramerce, asıllarına göre değil, Türkçedeki kullanışlarına göre değerlendirilmesi * Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçede söylendikleri gibi yazılmaları * Bütün Arapça ve Farsça kelimelerin atılmasına lüzum olmadığından, ilmî terim olarak Arapça kelimelerin kullanılmasına devam edilmesi * Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmaması * Konuşmada İstanbul şivesinin esas tutulması görüşleri etrafında birleşmiştir. Yeni Lisan hakkındaki düşüncelerini böyle belirten gençler, Türk edebiyatının, artık, taklit safhasından çıkarak yaratma safhasına geçmesini ve bunun için de Türk halkının hayatına, millî değerlere yönelmesini istiyorlardı. Genç Kalemler'in edebiyat ve özellikle edebî dil anlayışları Servet-i Fünûn ve Fecr-i Atî mensuplarınca büyük bir tepki ile karşılanır. Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Halit Ziya, Cenap Şehabettin, Süleyman Nazif, Yakup Kadri ve Köprülüzâde Mehmet Fuat tarafından yapılan itirazlar, daha çok, "Yeni Lisân'ın bir edebiyat dili olamayıp ancak bilim dili olabileceği sanat eserlerinin milletlerarası olması sebebi ile edebiyatın da millî olamayacağı" ve Genç Kalemler'ce açıklanan Millî Edebiyat anlayışının "ırkî bir karakter taşıdığı" noktalarında toplanıyordu. Bir yıldan fazla süren bu karşılıklı münakaşalar sırasında, Fecr-i Âti'den Hamdullah Suphi ile Celâl Sâhir de Yeni Lisân hareketini kabul ettiklerini bildirirler. Genç Kalemler; düşüncelerini bizzat uygulamak amacıyla yeni bir lisanla yazdıkları yazıları yayımlıyor, aynı sayfada, Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âti şairlerinden birinin bir manzumesi ile yeni lisanla yazılmış bir şiiri yan yana koyarak okuyuculara karşılaştırma olanağı da sağlamaya çalışıyorlardı. Bu yazılar arasında onların Millî Edebiyat anlayışına en uygun örnekler, Ömer Seyfettin'in hikâyeleri (Bahar ve Kelebekler, Bomba, Primo, And) ile Ziya Gökalp'in Gökalp ve Demirtaş imzaları ile yayımladığı bazı manzumeleridir. Dergi 1912 Eylülünde kapandıktan sonra, yazarlarının büyük bir kısmı yazılarını Türk Yurdu'nda ve diğer milliyetçi dergilerde yayımlamaya devam ettiler. Millî Edebiyat Hareketi, yeni yazarların ve hatta kendisine önce muhalif olanların (Yakup Kadri, Fuat Köprülü, Refik Halit) ve yeni yetişen gençlerin de katılması ile kadrosunu ve etkilerini hızla genişletir. Süleyman Nazif, Cenap Şehabettin ve Ali Kemal'in şiddetle devam eden muhalefetlerine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti ilan edilirken, konuşma dili edebî dilin yerini tamamıyla alır, bu amaca ulaşmak için Tanzimat'tan beri süren çabalamalar sonuçlanır. Böylece Millî Edebiyat Dönemi tüm etkinliğiyle başlamış olur. Tags:
Yorumlar (0)
![]() Yorum yaz
|







Diğer ideolojiler gibi, milliyetçilik hareketinin de, er geç, edebiyatta etkisini göstermesi doğaldı. Gerçekten, Nisan 1911'de Selanik'te çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergisi ile milliyetçilik hareketi edebiyatta da başlamış oldu. Ömer Seyfettin, Âkil Koyuncu, Rasim Haşmet ve daha önce Fecr-i Atî Encümeni'ne dahil bulunan Ali Canip gibi gençlerin çıkardıkları bu dergi, "Millî Edebiyat" deyimini ilk defa ortaya atarak, böyle bir edebiyat yaratma görevini de üzerine alır. Millî bir edebiyat yaratmak için, edebî dilin millileştirilmesinden başlayarak, "Yeni Lisan" davasını ortaya atarlar. Daha önce Manastır'da Hüsün ve Şiir (1 Haziran - 21 Eylül 1909, 8 sayı) adı ile çıkan bir derginin devamı ve II. cildi olarak çıkmaya başlayan Genç Kalemler, ilk sayısından son sayısına kadar başmakalelerini "Yeni Lisan" meselesine ayırdığı gibi, zaman zaman, diğer sütunlarını da bu konu etrafındaki tartışmalara ayırmış, meseleyi tam bir ciddiyet ve ısrarla yürütmeye çalışmıştır. 


