|
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanı (1927). İkinci Meşrutiyet (1908) sonrası parti çekişmeleri ekseninde dönen roman için Cevdet Kudret "yazarın bu en özgün, en ilgi çekici, en güçlü romanı, bugüne değin yazılan edebiyat tarihi ve incelemelerde ne yazık ki gereği gibi işlenmemiştir" görüşünü belirtir; romanın aydınlık bir değerlendirmesini yaptıktan sonra da konuyu en belirgin çizgileriyle şu şekilde özetler. Ahmet Kerim, ikinci Meşrutiyet devrinin ünlü muhalif gazetecisi Ahmet Samim'in yakın arkadaşıdır. Ahmet Samim "Sedâ-yı Millet", Ahmet Kerim de "Nidâ-yı Hakikat" gazetesinin başyazarıdır. Her ikisi de, İttihat ve Terakki Fırkası'nın kaba kuvvete dayanan yönetimine karşı yazı ile savaşa girişmiştir. Ahmet Kerim, özel hayatında, her gün önünden geçtiği köşe başındaki bir konaktan gelen "şarkı ile karışık piyano sesini" birkaç saniye durup dinlemeyi alışkanlık haline getirmiş, kıza tutulmuştur. Günün birinde Ahmet Samim öldürülür, muhalif gazeteler kapatılır. İşsiz kalan ve derin bir karamsarlığa kapılan Ahmet Kerim, politikadan iğrenir, kendini temiz aşk hülyalarına kaptırır. Bir İttihatçının kız kardeşi olan sevgilisi Samiye'nin davetine uyup bir gece konağa girer. Bu bir tuzaktır. Kız bağırır, ağabeysi ve iki yeğeni, ellerinde tabancalarla, odaya dalarlar. Ahmet Kerim işi anlar, kollarını kavuşturup ölümü bekler. Ahmet Kerim'in bu yiğitçe davranışından etkilenen Samiye araya girip onu kurtarır. Bu vaka üzerine Ahmet Kerim yeniden politika hayatına atılır, yeni kurulan "Alemdar" gazetesine yazı işleri müdürü ve başyazar olur. Derin bir pişmanlık içinde öldürücü bir sevdaya tutulan Samiye, Ahmet Kerim'e mektuplar yazar, aracılar gönderir, yüz bulamaz, sonunda kendini öldürür. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurduğu "İhtilâl Komitesi" Mahmut Şevket Paşa'yı öldürünce, birçok muhaliflerle birlikte Ahmet Kerim de tutuklanır, Bekirağa Bölüğü'ne atılır. Elebaşı sayılarak idam edilmesi ihtimali vardır. Ziya Gökalp'ın aracılığıyla kurtulup Sinop'a sürülür. Orada artık hiçbir şeyle ilgilenmez, kendini içkiye verir, ruhça ölür. Bir gün annesine mektup yazmak için kalemi eline aldığında elinin titrediğini görünce, artık "bitmiş" olduğunu anlar.
İlginizi Çekebilecek Diğer Konular:
-
DEFTER-İ ÂMÂL: Ziya Paşa; anı; Jean Jacque Rousseau’nun “ İtiraflar “ adlı eserinden etkilenerek yazmıştır; batılı anlamda...
-
|