Servet-i Fünun İle Tanzimat Edebiyatının Karşılaştırılması

Hem Servet-i Fünun hem de Tanzimat edebiyatı Batı etkisindeki Türk edebiyatının dönemleridir. Bu iki dönemin çok ortak yönü yoktur. Her iki dönemde de Fransız…

Kül Tigin Yazıtı

Güney Yüzü Tengri teg tengride bolmış Türk Bilge Kağan bu ödke olurtum. Sabimin tüketi eşidgil. Ulayu ini yigünüm oğlanım biriki oğuşum budunum biriye şad apat…

Destan

Milletleri derinden etkileyen tarihî ve sosyal olayları anlatan çoğunlukla manzum şekilde olan edebî eserlere “destan” denir. Destanlar henüz aklın ve bilimin…

Ses Bilgisi Konu Testi - 1

1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bütün sözcükler büyük ünlü uyumuna uymaktadır? A) Bahsi kaybedince oradakileri suçladı. B) Arabasını bakıma verip yanımıza…

Küçük Ağa

Tarık Buğra'nın romanı (1963). 1918'de on yedi yaşında İstanbul'da Fatih medresesinde talebe bulunan, vaizlerinde sesinin etkisi ve kişiliği tam, enerjik Mehmet Reşit Efendi, 1919'da "Padişaha bağlılığın tahkimi, sarsılan imanın takviyesi için" Dahiliye Nezareti tarafından Akşe­hir'e gönderilir; orada "İstanbullu Hoca" diye tanınır. Kasabanın güzel kızı Emine ile evlenir, fakat parlak düğünün yankıları çabuk unutulur: Akşe­hir, Yunanlıların Anadolu içerlerine ilerlediği haberleriyle tedirgindir. Bek­lenen bir cuma namazından sonra İstanbullu Hoca, kalabalık bir cemaat karşısında, gene Hilâfet'ten, Padişahtan yana konuşur. Doktor Haydar Bey'in önderlik ettiği Kuvayı Milliyecilere karşı, uzun bir süre, tek başına bir kuvvet olarak, Hoca, halkın İstanbul'a bağlı kalmasını sağlar. Bu yüz­den Adana, Antep ve Maraş'tan sonra Konya da tamamen Kuvayı Milliye'ye katıldığı halde, geniş bir bölgede birkaç yer, çıbanbaşı olarak da Ak­şehir, bu milletçe birleşme dışında kalır. Kuvayı Milliye'nin gelişmesine en­gel olan İstanbullu Hoca için Ankara'dan vur emri çıkınca Hoca, doğum yapmak üzere olan karısını emin ellere bırakarak kaçar, Yaka Saray kö­yündeki Çakırsaraylı çetesine sığınır. Şimdi sarıklı, latalı, sakallı İstanbullu Hoca; yün kuşaklı, saltalı, beli fişekli Küçük Ağa olmuştur. Çetecilerin ya­nında bir ay kalır, bir oğlu doğduğunu öğrenir, yeni kişiliğine alışır; iyi bi­nici, keskin nişancı, yiğit olur. Akşehir'deki Kuvayı Milliyeciler Hoca'nın yerini öğrenir, baskın yaparlarsa da Hoca (Küçük Ağa) yanına beş on kişi alarak bir hafta kadar önce, gene kayıplara karışmıştır. Küçük Ağa, şimdi, kırk elli atlıyla Çerkeş Etem'in ortanca kardeşi Tevfik Bey'in çetesinde, bir müfrezenin başındadır. Akşehir'dekiler Hoca'yı yakalama işini bu defa, Birinci Dünya Savaşı'nda sağ kolunu kaybetmiş, eski asker Çolak Salih'e verirler. Zahmetli bir yolculuktan sonra Çolak Salih, Hoca'yı bulur. Çolak'ın Kuvayı Milliye'den yana konuşmaları, Hoca'da nice zamandır değiş­meler gösteren vatan - millet ve cihat anlayışlarının bir kesinliğe ulaşması­nı sağlar. O andan itibaren Çolak Salih, Hoca'nın desteğidir. Hoca, Sa­lih'le ve en yakın adamlarıyla birlikte Kuvayı Milliye'yi, kurtuluş hareketle­rini baltalamaya kalkan kişi ve toplulukları saf dışı etmeye koyulur. Ro­man, Küçük Ağa'nın böyle bir çarpışmada sağ kolundan yaralanmasıyla so­na erer. Medrese eğitiminden gelen köklü bir karakter ve mizaç adamı­nın Millî Kurtuluş hareketini yavaş yavaş benimsemesini en tabii çizgileri içinde veren, kahramanım hiç de idealize etmeyen roman, bu ciltte bitmi­yor. Küçük Ağa'nın daha sonraki faaliyetleri, eserin ikinci cildine (Küçük Ağa Ankara'da) romanına konu olmuştur.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Türk edebiyatında ilk Sosyolog “Ziya Gökalp”tir.
Perşembe, 05/24/2012 18:33
Telif Hakkı © 2012 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.