| Yunus Emre |
|
Böyle bir dönemde yaşamış olmasından dolayı, Yunus Emre'nin hayatı da o devirdeki diğer önemli şahsiyetler gibi ancak menkıbelerden takip edilebilmektedir. Yunus Emre, hayatı boyunca şan ve şöhretten hep uzak durmuş, bu dünyadan iz bırakmadan ayrılmak istemiştir. Onun bu özelliğini "Bir garip öldü diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin" Hey Emre'm Yunus biçare Bulunmaz derdine çare Var imdi gez şardan sara Şöyle garip bencileyin dizelerinde görmek mümkündür. Onun en büyük isteği, gezginci bir derviş gibi yaşamak olmuştur. Yu-nus'un bütün şiirlerinde tasavvufun bir yaşama biçimi olduğu göze çarpar. O, Risaletü'n Nushiyye adlı eserinde kinayeli sembollerle akıldan, imandan, sabrın öneminden vs. söz etmiş, araya Kur'an-ı Kerim'den kıssalar yerleştirmiştir. Acem aruzuyla yazdığı bu mesnevi, Yunus'un bir öğrenim gördüğünü; İran, Hint, Yunan mitolojileri hakkında bilgi sahibi olduğunu, Kur'an ve hadis ilimlerini ve tasavvufu derinlemesine bildiğini ortaya koymaktadır. Hece ile ilahiler de yazmış ve bu şiirler günümüze kadar halk arasında yaşamıştır. Yunus Emre, pek çok ilahisinde, tasavvuf yolunun zor yönleri üzerinde durmuş ve insanın nefsi ile olan mücadelesini işlemiş, Allah'a dayanıp dünya işlerinden uzak durmayı öğütlemiştir. Ona göre, bunları yerine getirebilen kişiler "yetmiş iki millete bir göz ile bakmayı, kendilerine kötülük edenlere bile iyilikle karşılık vermeyi, bir kez olsun gönül yıkmamayı, aza kanaat etmeyi, dünya nimetlerinden vazgeçmeyi, çokça ibadet etmeyi, kibir ve gururdan uzak durmayı vs." başarabilecektir. Bütün ilahilerinde maddi bağlardan kurtulma fikrini telkin eder. Kendisinin de en büyük derdi budur. O, ten kafesi içinde hapsedilmiş can kuşunu kurtararak Allah'a kavuşmayı arzu eder. Onun "dostluğa, kardeşliğe, birbirini anlamaya, hoşgörüye, geçici dünyaya bel bağlamamaya vb." öğretilere büyük önem verdiği görülür. Yunus'a göre insanın görevi, insan-ı kâmil (olgun insan) mertebesine ulaşıp asıl mekânına ulaşmaktır. Çağdaşlarına göre oldukça yalın bir dil kullanmıştır. Çok basit gibi görünen fakat söylemesi son derece zor ahenk ve yapıya sahip olan şiirleri ile kendisinden sonra gelen şairler üzerinde derin izler bırakmıştır, ilahilerinde ise hecenin 6'lı, 7'li ve 8'li kalıplarını kullanmıştır. Yunus'un şiirleri ahenk, anlam derinliği, duygu, mecaz ve düşünce zenginliği ile doludur. Ahenk yönüyle hiçbir özentisi olmadığı hâlde, düşünce ve duyuşlarını en güzel ve kısa deyişlerle ifade etmesini bilmiştir. O, bir kitabı dolduracak nitelikte derinlik ve genişliği olan düşünceleri bir çocuk tekerlemesi kolaylığı ile söylemeyi başarmıştır. Eserleri: Risaletü'n Nushiyye: Mesnevi şeklinde ve aruzun (fâilâtün fâilâtün fâilün) vezniyle yazılmıştır. Dinî, ahlaki, tasavvufi ve öğretici nitelikte bir eserdir. Divan: Yunus'un şiir gücünü yansıtan en önemli eseridir. Bu divanın nüshaları arasına pek çok şiir karışmış ve mısraların çoğu değişmiştir. Yalancı dünyaya konup göçenler Ne söylerler ne bir haber verirler Üzerinde türlü otlar bitenler Ne söylerler ne bir haber verirler Yunus der ki gör takdirin işleri Dökülmüştür kirpikleri kaşları Başları ucunda hece taşları Ne söylerler, ne bir haber verirler
Yorumlar (2)
![]() Yorum yaz
|







Anadolu Türk edebiyatının kurucusu, tekke, divan ve halk edebiyatlarının öncüsüdür. Onun hayatı hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte 1238-1240 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Yaşadığı dönemde Anadolu, Moğol istilasına uğramış ve Anadolu'da büyük bir kargaşa yaşanmıştır.




